özel gereksinimli bireyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özel gereksinimli bireyler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Şubat 2020 Pazartesi

Özel Gereksinimli Bireyler ve Acil Durumlar

Merhabalar. Bu hafta Hemdem Özel Eğitim'de, tam 5 kere deprem tatbikatı gerçekleştirdik. Bazı çocuklarımız bir, bazı çocuklarımız iki kez bu tatbikatlarda yer aldı. Bu yazımda, bu süreçte neler yaşadığımı ve gözlemlerimi sizlerle paylaşmak istedim.
...
4 Şubat 2020 Pazartesi günü acil durum çantasının içerisindeki malzemeleri almak üzere Ankara'da yer alan Anafartalar Çarşısı'na gittim. Burada, alışverişim boyunca çevredeki insanların ve esnafların depremi ciddiye almadıklarını ve başlarına gelmeyeceğini düşündüklerini fark ettim. Hatta "Abla sen nerede yaşıyorsun?!", "Abla Allah sana sabır versin?!" ve hatta "Abla burası Ankara, burada öyle şey olmaz!" cümleleri duydum. Herkesin bana "abla" demesi dışında depremi yadsımaları da ortak noktalarıydı. Oysaki deprem ülkemizin gerçeği, hazırlıklı olalım diye bütün iletişim araçları çırpınırken...
...
Biz acil durum çantalarını ve güvenli bölgeleri hazırlayıp tatbikatı öyle başlattık. Her sınıfta güvenli bir alan ve acil durum çantası var artık.
Çocuklarımızın performansını şu şekilde özetleyebilirim:
  • Simli, renkli bantlarla belirlediğimiz güvenli alanı çoğu çocuğumuz fark etti ancak önemini anlamadı.
  • Buna ek olarak deprem çantasının içindeki malzemeleri çoğu biliyordu ancak acil durumda ne için kullanılacağı hakkında soru işaretleri vardı.
  • Güvenli bölgede cenin pozisyonuna gelip hayat üçgeni oluşturma egzersizi yaparken gördük ki çocuklarımızın çoğunluğu (bedensel yetersizliği olan çocuklarımızın dışındakiler de) çömelmekte ve dizlerini karınlarına çekmekte zorlandılar. Genellikle öğretmenlerinin fiziksel yardımına ihtiyaç duydular.
  • Kimi çocuklarımız ise ellerini enselerine koymakta zorlandı. Bu, aslında en temel hareketlerden biriyken çocuklarımızın spor alışkanlıkları, bedensel sağlıkları açısından bana soru işaretleri sundu. Kaldı ki biz çoğu çocuğumuz ile spor yapan ve egzersiz programları oluşturan bir okul olarak bu performansı gördük, hiç spor yapılmayan merkezlerde durum daha da kötü olabilir.
  • Tatbikat sırasında çoğu çocuğumuz alarmı fark etti ancak alarmı duyar duymaz güvenli bölgeye gitmesi gerektiği bilgisini öğretmeninden alınca o bölgeye gitti. Burada güvenlik becerileri yazımda bahsettiğim "yönerge almadan harekete geçmeme" durumunu gördük. Acil bir durumda öğretmeninden yönerge almadan da kendini koruması gerektiğini ayırt etmeli çocuklarımız.

Bir de ağır düzeyde yetersizliği olan çocuklarımız konusunda bizim yaşadığımız çaresizlik vardı tabi. Büyük yaş grubunda olup, fiziksel yardım uygulayamayacağımız çocuklarımızın denemelerinde, öğretmenlerimiz kendileri güvenli alana gidip çocuklarını orada bırakmak durumunda kaldı. Olası bir deprem durumunda bu yine böyle mi olur bilemiyorum ancak bu konuda nasıl bir önlem almamız gerektiği hakkında okumalar yapmaya başladım bile. Bana önerecek, biz bunu uyguluyoruz diyebilecek bir uzman arkadaşımız çıkarsa; önerisini seve seve okulda uygulamak isteriz.
...
Unutmayalım, deprem bir gerçek. Yaşadığımız şehir, bina düşündüğümüzden daha fazla güvenli olsa dahi deprem yokmuş gibi yaşamamak en doğrusu.
Biz üç ayda bir çocuklarımız ile tatbikat yaparak acil durumlarda daha sakin, serin kanlı ve uyumlu bireyler olmaları için çabalayacağız. Bu gerçek ile yaşamaya ancak bu şekilde alışabiliriz. 

Buradan; evlerinde acil durum çantası, güvenli alan gibi konuları çalışan ailelerime sonsuz teşekkürler.
...
Haftaya yeni bir konu ile görüşmek üzere.

6 Ocak 2020 Pazartesi

Özel Gereksinimli Bireyler ve Kar Etkinlikleri


Merhabalar. Aslında bu hafta çok farklı bir konu ile karşınıza çıkmayı planlarken sabah uyandım ve yoğun bir kar yağışı olduğunu fark ettim. Okula ancak varabilmişken bu hafta çocuklarla, bahçedeki kar sayesinde nasıl eğleneceğimizi düşündüm. Bu düşünce, yazımın konusunu değiştirmeme yetti. Farklı özel gereksinimleri olan bireyler için gruplandırarak, kendi hayal gücümden çıkan ve içinde kar olan oyunlar paylaşmak istedim sizinle. Bu oyunlar, öğretmenlerinizin ödev olarak verdiği ancak evde nasıl çalışacağınızı bilemediğiniz daha soyut becerileri (göz kontağı kurma, dikkat süresi, seçici dikkat gibi) de içeriyor olacak. Şimdiden iyi okumalar.
...
Zihinsel yetersizliği olan bireyler için;

  • Önereceğim ilk oyun dikkat becerilerini de içine alan bir oyun: Kardan Adam yapmak. Çocuğunuzun performansına göre kardan adama şekil vermek, üzerine taştan düğmeler takmak ya da atkı ve beresini giydirmek çok işlevsel bir oyun olabilir. Burada oyunu çeşitlendirmek için kardan adamı boyayabilir. Çocuğunuzun boyayacağı alanları siz sınırlandırdığınız da daha da yapılandırmış olacaksınız.
  • Kar üzerinde belirli bir yol açıp, yolun kenarlarına toplaması için çeşitli oyuncaklar atabilirsiniz. Burada, okuma yazma becerileri desteklenen çocuklarımız için kelimeler, matematik becerilerinde destek alan çocuklarımız için ise rakamlar/sayılar olabilir. Hatta bu sayıları bir birinin üzerine ekleye ekleye yürüse, yolun sonunda karların üzerine bulduğu sayıyı yazsa harika olmaz mı?
  • Duvara bir hedef belirleyip kendi yapacağı kar topları ile bu hedefi isabet ettirme oyunu oynayabilirsiniz. "Kar topu savaşı" desteklediğim bir oyun değil. Karşıdakine zarar vermeyi ve isminde "savaş"ı içeren bir oyunu çocuklarımız için uygun bulmuyorum. Bu nedenle bu kar toplarını atabilecekleri bir hedef olması, bence daha keyifli.

Görme yetersizliği olan bireyler için;
  • Dışarıdan bardaklara kar toplayıp, bu karları evde eritip, ardından fırçalarla sulu boyadan renkler alıp her bir bardağa ayrı ayrı renk verebilirsiniz. Sonra da bu renkli suları, dışarıdaki karın üzerine dökebilirsiniz. Bu dökme işlemi rastgele ya da amaçlı (Şekil çizme, harf yazma gibi.) da olabilir.  Burada bol bol görsel uyaran sunmuş oluyorsunuz. Aynı zamanda soğuk ve katı kar ile ılık ve sıvı su sayesinde dokunsal uyaran da vermiş oluyorsunuz.
  • Eğer alternatif okuma sistemleri kullanıyorsanız bu okuma sistemleri ile yazılmış kelimeleri karın üzerine yazabilir ve çocuğunuzun bunları okuyarak kar üzerinde hareket etmesini sağlayabilirsiniz. Okuduğu kelime kadar adım atma, okuduğu ses kadar kedi sesi çıkarma gibi oyunlar da ekleyebilirsiniz.
  • Renklendirilmiş yol gibi bir de kabartılmış bir yol yapabilirsiniz. Çocuğunuz elindeki sopayı bu yoldan ilerleterek ve yolun kenarındaki kabartmalara basmadan yürümeyi deneyebilir. Hem dikkat becerisi hem de görsel, dokunsal uyaran sunmuş olursunuz.
İşitme yetersizliği olan bireyler için;

  • Bu oyun işitsel dikkatle ilgili. Bildiğiniz gibi artık, her işitme yetersizliği olan çocuğumuz cihaz kullanarak bu yetersizliği azaltabiliyor. Özellikle cihazı olan çocuklarınızla oynayabileceğiniz keyifli bir oyun. Çocuğunuz gözlerini kapatıp size dönük duracak. Siz kar üzerinde birkaç adım attıktan sonra, kardan çıkan sesten çocuğunuz kaç adım attığınızı tahmin etmeye çalışacak. Bu oyun karşılıklı da oynanabilir.
  • Kardan adamın üzerine çeşitli kelimeler yazın ya da bu kelimelere ait olan resimleri çizin. Çocuğunuzdan; yaptığınız kardan, yuvarlak halkalar içerisinde, bu kelimenin heceleri kadar zıplamasını isteyebilirsiniz. Burada çeşitli kuralları kendiniz ekleyebilirsiniz, halkların tam içine basma, heceyi halkanın içinde söyleme gibi.
  • Kar toplarını duvara yapıştırarak yaptığınız kardan adam yüzlerine çocuğunuz sulu boya ile yüz ifadeleri çizebilir. Gülen, şaşkın gibi.

Yaygın gelişimsel bozukluklardan herhangi birine bağlı tanısı olan bireyler için;

  • Farklı dokulardaki oyuncakları karın içine rastgele atın, çocuğunuz bu oyuncakları eldiven ile bulup toplasın. Bu oyunlar nedense bizim çocukların pek hoşuna gidiyor. Hatta burada, naylon bir poşetten kızak yapabilir, siz çocuğunuzu çekerken o size kendi dil ve konuşma becerilerine göre dur/git diyerek yönergeler verebilir ve bu sırada oyuncakları toplayabilir.
  • Çocuğunuzu karın üzerine yatırın ve vücudunun izinin çıkmasını sağlayın. Ardından bu izi, birlikte, sulu boyalarla boyayın. Böylece vücut bölümleri, vücut farkındalığı, el-göz koordinasyonu desteklenmiş olacaktır.
  • Sizin önceden, duvara kar toplarını yapıştırarak yaptığınız kardan adam yüzlerine; çocuğunuz göz, kulak vs takabilir. Bunu da yine bahçenizden bulduğunuz taş, yaprak vs ile yapabilirsiniz.

Dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu olan bireyler için;

  • Karın içine, içinde bolca beyaz renk olan oyuncakları gömün, ardından çocuğunuzdan bu oyuncakları bulmasını isteyin. Bulduğu oyuncakları uzaktaki bir sepete hep aynı yoldan giderek atmasını isteyin. Bol enerji harcayacağı ve dikkatini yöneltmesi gerekeceği için eğleneceği bir oyun olacağına eminim.
  • Karın üzerine yine sulu boya ile renklendirilmiş sulardan döküp çocuğunuzun bu renkler üzerinde yürümesini sağlayabilirsiniz. Bu çok eğlenceli olacaktır!
  • Karların üzerine taşlardan küme küme noktalar yaparak, bu noktaları çocuğunuzdan gazlı kalem ile birleştirmesini isteyebilirsiniz. Bu birleştirmeler bütün dikkat becerilerini destekleyecektir.

Öğrenme güçlüğü olan bireyler için;

  • Dislektik bireyler için; kar toplarının üzerine çocuğunuzun karıştırdığı seslerin iki tanesini (örneğim "b" ve "d", ya da "ş" ve "ç" gibi) yazın. Ardından bir ses bir tarafa, bir ses diğer tarafa gelecek şekilde iki hedef belirleyerek buraya atmasını sağlayın. Keyif alacağına ve daha güzel öğreneceğine eminim.
  • Diskalkulik bireyler için; yazmakta zorlandığı bir rakamı karları kabartarak bahçenize yazın. Çocuğunuzdan istediği bir oyuncak grubu ile bu rakamın üzerini süslemesini isteyin. Daha sonra birlikte bu rakamın fotoğraflarını çekip çıktısını alarak çocuğunuzun odasının duvarına asın. Anısı da olan, kalıcı bir etkinlik olacaktır.
  • Dispraktik bireyler için; çocuğunuz ile renkli kağıtları karların içinde yürüyerek kesin. Daha sonra etrafa dağılan renkli kağıtları en çok kim toplayacak diyerek toplamaya başlayın. 

Bedensel yetersizliği olan bireyler için;

  • Henüz yürüme becerisinin desteklendiği çocuklarımızda, sadece karın içinde oturup ayaklarını hareket ettirmesi bile minik bir oyun olabilir. Burada hedef, sağına ve soluna kar biriktirip onları top yapmak olabilir.
  • Yürümeyi edinmiş ancak, denge becerilerinin desteklendiği çocuklarımız için ise yukarıda başka bir yetersizlik grubu için önerdiğim bir yol açma ve yoldan oyuncak toplama oyununu önerebilirim. Burada oyuncakların ebatı ve yüksekliği çocuğunuzun özel gereksinimine göre şekillendirilebilir. Yol üzerine engeller koyabilir ya da rampalar yapabilirsiniz.
  • Ayakları ile çocuğunuz yolunu kendi açabilir ve bu yoldan ip ile bağlanmış arabalarını çekerek hareket ettirebilir.
Bütün çocuklarımız için ayrıca bir not: Bu günlerde bahçenize koyacağınız sokak hayvanları için yemek ve ılık su harika bir tecrübe olacaktır. Çocuklarımıza hayvanlara saygıyı ve sevgiyi böyle öğretebiliriz, fırsat dolu günler bunlar.

Bu oyunları sadece bir kez oynamak zorunda değilsiniz. Her gün birer kez ya da birkaç kez oynayarak çocuğunuzun hedeflediğiniz becerilerde ilerlemesini gözlemleyebilirsiniz. Bence kış için harika olacaktır. Bir de; farklı yetersizlik tipleri için önerdiğim oyunları da deneyebilirsiniz. Sizi okurken en çok heyecanlandıran oyun, çocuğunuzda da aynı etkiyi yaratacaktır.
Umarım öğretmenlerin, ebeveynlerin kullanabileceği oyunlar olmuştur. Eklemek istediğiniz etkinlik önerileri varsa yorum olarak yazabilirsiniz.
Haftaya görüşmek üzere, sevgilerimle.

30 Aralık 2019 Pazartesi

Özel Gereksinimli Bireyler ve Seremoniler



Merhabalar. Bu hafta çok sorgulamadığımız, sosyal medyada videolarına denk geldiğimizde kimi zaman "Ayy!" diyerek acıma duygusuyla geçtiğimiz kimi zaman bizi ağlatan; özel gereksinimli bireylerin düğünleri, kına geceleri, askerlik için yemin etme ya da sünnet seremonilerinden bahsedeceğim.
Bu konu aklıma düştüğünden bu yana birçok tarama yaptım, birlikte çalıştığım arkadaşlarımdan görüş aldım, deneyimine güvendiğim uzmanlardan görüşler aldım ve sizler için bu yazıyı hazırladım.
...
Burada atıfta bulunacağım dört uzman olacak. Birinci uzman deneyimine çok güvendiğim, senelerdir özel gereksinimli bireylerle çalışan bir klinik psikolog, ismini yazımda kullanmamamı rica ettiği için ismini veremiyorum; yazıda o isimden "Deneyimli Kaynağım" diye bahsetmem umarım tuhaf olmaz. Diğer uzmanlar ise okulda birlikte çalıştığımız Psikolog Mustafa Gürcan, Çocuk Gelişimci İpek Akkaya ve Fizyoterapist Yaren Ayhan.
...
Düğün davetiyesi almamın hemen ardından elimin altındaki kaynakları, bilgisayarımdaki doküman arşivimi ve nihayetinde internetteki bilimsel çalışmaların bulunduğu arşivleri birer birer taradım. Karşıma spesifik olarak bu konularla ilgilenmiş bir çalışma çıkmadı, daha uzun bir araştırma yapsam bulacağımı düşünüyorum.
Bulduğum kaynaklar genellikle cinsel sağlık, toplumsal uyum becerileri ve cinsellik eğitimi ile ilgiliydi ancak "seremoni" kısmına değinen çok yoktu.
Bu nedenle farklı kaynaklara yöneldim.
...
Öğretmen arkadaşlarım ile her çarşamba yaptığımız toplantının ardından bu konuyu tartıştık. Arkadaşlarımın görüşleri kısaca şu şekildeydi:

Psikolog Mustafa Gürcan, bu tür seremonileri net şekilde yadsımak yerine ailenin, özel gereksinimli bireyin ihtiyaçları üzerinde durdu. Yani özel gereksinimli birey bir duruş olarak "Ben askere gitmek istiyorum. Bu nedenle de özel gereksinimli bireylerin yaptığı, bir günlük temsili askerlik seremonisine katılacağım." gibi bir tutum sergilerse bu seremoniye katılmasında herhangi bir sakınca olmadığını savundu. Ancak özel gereksinimli bireyin herhangi bir ihtiyacı, güdüsü olmadan sadece ailenin toplumsal ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla, özel gereksinimli bireyin böyle bir sürece maruz bırakılmasının taciz olarak nitelendirilebileceğini belirtti. Yani Mustafa Hocam için önemli olan bireyin ve ailenin farkındalığı, ihtiyaçları.

Çocuk Gelişimci İpek Akkaya ise, gelişimsel bir bakış açısı ile özel gereksinimli bireyin gelişim görevinin ne olduğunu sorguladı. Yani özel gereksinimli bireyin gelişim görevi evlenmek ise evlenmesinde herhangi bir sakınca olmadığını belirtti. Burada mühim olan, özel gereksinimli bireyin bu gelişim görevlerine hazır olması, başarmayı istemesi ve ailesinin de onun desteklemesi.

Son olarak Fizyoterapist Yaren Ayhan ise net şekilde bu tür seremonileri desteklemediğini ve bireylerin gelişiminden ziyade ailelerin ihtiyaçlarının odak alındığını düşündüğünü belirtti.
...
Bu bilgilerin ardından deneyimli kaynağım ile bir telefon görüşmesi yaptık. Bu görüşme benim için oldukça ufuk açıcı oldu. Kaynağım şu şekilde bilgi verdi (Cümleleri not alabildiğim kadarıyla, kendi kelimelerim ile aktarıyorum.):

  • Özel gereksinimli bireyin algılamadığı, duygusal olarak hedeflemediği, hayatında fark yaratmayacak ancak yetişkinlerin ihtiyaçlarını karşılamak için organize edilen bu tür seremoniler, duygusal bir istismardır.
  • Özel gereksinimli bireylerde, hedefi çoğunlukla yetişkin belirler ve bu hedeflerin kimin için olduğunu yetişkinin doğru belirlemesi gerekir. Bu tür seremonilerin, birey için mi aile için mi olduğu oldukça önemli bir nokta.
  • Bu tür seremonilerde bireyin rızası olmadan bir de maddi kazanç elde edilmesi, olayı farklı bir boyuta taşımaktadır. Bu, özel gereksinimli bireyin özel gereksinimini pazarlamaya kadar varan, iyi niyetli gibi görünse de altında daha olumsuz durumların yattığı bir durum. Ayrıca konuşmakta fayda var.
  • Özel gereksinimli bireyin yaşam hedeflerinde bu seremonilerin (evlenme, mezuniyet, askere gitme) olup olmadığı da önemli. Özel gereksinimli birey başka doyum kaynakları bularak bu hedeflerin olmamasını ödünleyebilir, sağlıklı olan budur. Ancak bu ödünleme sırasında, özel gereksinimli bireyi bir seremoniye dahil etmek duygusal gelişimi açısından zorlayıcı ve birçok psikopatolojik duruma sebep olacak bir durumdur. 
  • Temsili askerlikte yaşam şekli değişirken, evlilik gibi seremoniler sonrasında bireylerin yaşam şekli değişir. Damatsız/gelinsiz düğün gibi seremoniler sonrasında bir değişiklik olmasını beklemiyoruz ve bu değişiklik olmaması yine aynı psikolojik sorunlara sebep olabiliyor.
Kısaca bütün görüşmelerim, tartışmalarım ve araştırmalarım sonucunda şöyle özet bir bilgi sunabilirim: Özel gereksinimli bireylerin yaşam hedeflerinde olan seremoniler dışında, bireyin gelişim görevlerine uygun olmayan seremonilere bireyleri dahil etmek tacizin farklı bir boyutudur. Burada ailelerin bilinçli bir şekilde bu sürece yön vermeleri gerekmektedir.
...
Şimdiden güzel bir 2020 bekliyorum. Görüşmek üzere.

18 Kasım 2019 Pazartesi

Toplumdaki Farklılık Algısı Üzerine



Merhabalar. Bu hafta biraz öneri vermeyi, bildiklerimi paylaşmayı, yeni öğrendiklerimi sunmayı bir kenara bırakarak son dönemde hepimizi derinden üzen bir konu hakkında fikirlerimi yazmak, içimi dökmek istiyorum. Susarsam, onca yıldır aldığım eğitime ve ünvanlarıma saygısızlık etmiş olurum.

Birçok farkındalık günü olsa da, birçok sosyal paylaşım sitesinde, sokaklarda ya da diğer iletişim araçları kanalıyla farkındalık oluşturulmaya çalışılsa da asıl ulaşmamız gereken kesime ulaşamadığımızı biliyordum. Hâlâ interneti sadece yemek tarifi bakmak için, çeşitli isteklerini tatmin etmek için ya da sadece vakit geçirmek için kullanan; hâlâ telefonu sadece arama yapmak için kullanan insanlar var. Bu cümle ile, bahsettiğim insanları kınadığımı, hor gördüğümü ya da onaylamadığımı (Kimse kimseyi onaylama mercisi değil, unutmayalım.) ima etmiyorum. Böyle insanlar var, sadece bunu demek istiyorum. Örneğin Instagram'da paylaştığımız farkındalık yazısı, zaten bir şeyleri sorgulayan ve bizim kanalımızla bir şeyleri öğrenmiş insanlara ulaşıyor. Telefonunda Instagram olmayan, bu konuları düşünmek için enerjisi olmayan insanlara ulaşmıyor. Ya da televizyonda minik minik farkındalık videoları dönüyor, insanlar ilgilerini çekmediğinde başka bir kanala geçerek yine bu konuları görmemeyi ve öğrenmemeyi tercih ediyor. Bir yetişkine istemediği bir şeyi öğretemeyiz. Öğrenmek için en önemli koşul hevestir, güdüdür, istektir.

Bu nedenle Türkiye'nin küçük bir kentinde, özel gereksinimli çocuklar ve ailelerinin, diğer çocukların aileleri tarafından protesto edilmesi aslında çok da "tuhaf" değil, bir şeylerin sonucu olduğu için "tuhaf bir sonuç". Hâlâ toplumun büyük bir kısmı "engel", "özür" gibi kavramların evrilerek "yetersizlik"e dönüştüğünü, yetersizliğin "kaynaştırma" ve "bütünleştirme" ile azaltılabileceğini bilmiyor. Bu bir gerçek: Bilinmiyor.
Bu bilgi ise, yaşantısı boyunca farklı konulara eğilmiş ve artık yaşama savaşına düşmüş yetişkinlere anlatılabilecek, öğretilebilecek bir bilgi olmaktan çıkıyor. Kendi hayatının derdine düşmüş kişilerin
  • ya başına gelince bunu sorgulaması,
  • ya bir akrabasının, bir yakının başına gelmesi ile bunu sorgulaması
  • ya da bu bilgiyi sahiden öğrenmek isteyecek kadar onu heveslendirecek içsel bir motivasyonun mucizevi bir şekilde onda var olması gerekiyor.

Uzun uzun yazmaya gerek yok. Farklılıklara saygı duymayan yetişkinleri bizler yetiştiriyoruz. Şimdi bile bu durumu destekliyor, farklı olanı ötekileştiriyoruz. (Birçok dizide bir ırk yüceleştiriliyor, diğer ırklar öteleniyor (Halbuki önce insan diyebiliriz.), birçok filmde şiddet ögeleri normal görünüyor, bir kasaba insanı öldüren biri alkışlanabiliyor, birçok komedi filminde farklı olana hep lakap takılıyor gibi.) Gelecekte de yetersizliği olan insanlara saygısızlıklar yapılmaması için şimdinin çocuklarına farklılıkları güzel anlatmamız önemli. "Herkes engelli adayı" demekten ziyade bir durum bu, daha genel ve net bir duruş gerekli: Dünyada özel gereksinimli insanlar var ve onlarla yaşamak zorundasın. Herkesin hakları var ve bu haklara saygı duymak zorundasın. Bitti, bu kadar, net.

Benim minik önerilerim var. Bunlar kişisel öneriler. Aldığım eğitimler ve deneyimlerim ışığında öneriyorum tabi bunları:
  • Doktorlar, uzmanlar ya da çocuklarımızı değerlendirme ve yönlendirme yetkisine sahip her kimseler; "Aman şu çocukları görmesin, travma olur!", "Aman çocuğunuzda öğrenme güçlüğü var otizmli çocuk görmesin, üzülür!" gibi cümleler kurmamalı. Aksine bu kaygı ile gelen ailelere "Görsün, tanışsın, sorun olduğunda müdahale edilsin ancak birlikte yaşamayı öğrensin." denmeli. Öncelikle biz uzmanlar farklılıkları normal görelim ki "ışık" olalım. Özel gereksinimli çocukların ailelerini protesto edenler, çocukluklarında hiç otizmli bir çocuk görmedikleri için şu an bu haldeler, ne dersiniz?
  • Dizilerde, filmlerde farklılığa saygı duyulmayan; cinsiyetçi, ırkçı, şiddet yanlısı cümleler ve görüntüler görünce izlemeyi reddedin. Tabi çocuklarınıza da izletmeyin.
  • Dilinizden cinsiyetçi, ırkçı, şiddet yanlısı, farklılıklara saygısı olmayan kelimeleri ve cümleleri çıkarın. Çok da zor değil diyemem, yüz yılların birikimi ile dilimize yerleşmiş kalıpları değiştirmek zordur ama deneyin, bu denemelerinizi çocuklarınıza anlatın.
  • Çocuğunuzun sınıfındaki arkadaşları hakkında yaptığı yorumları bu perspektiften inceleyin, cinsiyetçi, ırkçı, şiddet yanlısı, farklılıklara saygısı olmayan yorumlar ya da başka çocuklardan gelen cümleleri birlikte irdeleyin, bu konuyu birlikte öğrenin.
  • Algınızı değiştirin. Bilmediğinizden korkacağınızı unutmayın. Merak ettiğiniz şeyleri açıp okuyun. Otizm, Down Sendromu gibi farklı gördüğünüz özellikleri okuyun. Sokakta görünce korkmamaya ve hatta daha sıcak bakmaya başladığınızı, öğrendikçe normalleştirdiğinizi göreceksiniz. Öğrendiklerinizi herkese anlatın.
  • Bu yazım da diğer yazılarımda olduğu gibi sadece, özel eğitim hayatının bir yerine dokunmuş kişilerce okunacak. Özel gereksinimi sorgulamayan birilerine ulaşması yıllar alacak. Bence bu yazıyı paylaşmalıyız. Yakınlarımıza okutmalıyız. İlgisi olmayan kişilere "Okudun mu?" diye sormalıyız. Çünkü farklılıklara saygı duymayan biri ile aynı toplumda yaşamak bizim de sorunumuz. Farklılıklara saygı duymayan birinin farklılıklara saygı duyması onun sorumluluğu. Onun daha çok öğrenmesi bizim de sorumluluğumuz. Paylaşalım, anlatalım. Belki birkaç nesil sonra "bütünleştirme" konuşuyor oluruz, ne dersiniz?
  • Bir maddede de sistem için önerilerimi özetleyeyim:
    • Sınıf öğretmenleri özel eğitim konusunda çok yetersiz şekilde mezun oluyor. Sınıf öğretmenlerinin özel eğitim alanındaki bilgisini arttırabilir, bu zor geliyorsa her sınıfa bir özel eğitim öğretmeni verebiliriz.
    • Özel eğitim alanında yapılacak olan değişiklikleri yavaş yavaş, altını doldurarak yapabiliriz. Aniden özel alt sınıf açıp, bu sınıfın başına coğrafya öğretmeni getirmek bir çözüm değil.
    • Müfredata "değerler eğitimi" eklenmişken "farklılığa saygı" konusu, pergelin ağzı biraz daha açılarak işlenebilir.
    • Rehberlik ve Araştırma Merkezleri kaynaştırma konusunda her okulu, her öğretmeni ayrı ayrı bilgilendirebilir. Toplumu hazırlayabilir, bilgilendirebilir.
    • Her okulda bir özel eğitim öğretmeni olursa ve sık sık farklılıklara saygı konusunu işlerse harika olmaz mı? (Okullarda bu iş için rehber öğretmenler var ancak onlar da yeterince bilgi sahibi değil.)
Benim bir nefeste aklıma gelenler bunlar oldu. Aklıma geldikçe de ekler ekler dururum.
...
Derdim buydu bu hafta. 
Haftaya görüşmek üzere.

22 Ekim 2019 Salı

Özel Gereksinimli Bireyler ve Gölge Öğretmenlik



Merhabalar. Bu hafta, sık sık duyduğumuz ve aslında kapsamını tam olarak bilmediğimiz ya da bilsek de farklı uygulamaları ile karşılaşarak yeniden tanıştığımız bir konu ile sizinleyim: Gölge öğretmenlik.
Hadi bakalım özel eğitim ya da eğitim camiasında gölge öğretmenlik nasıl bir uygulamaymış birlikte göz atalım.
...
Gölge öğretmenlik/gölge ağabeylik-abilik (TDK ikisini de kabul ediyormuş ancak ben el alışkanlığı ile ağabeylik yazacağım bütün yazım boyunca.)/gölge ablalık/yardımcı öğretmenlik kavramlarını birer birer inceleyelim.
Gölge öğretmen; her bireye, bireysel yaşantısında yardıma ihtiyaç duyduğu her an yanında olarak, destek hizmeti veren öğretmenlerdir. Örneğin bir basketbolcu bir gölge öğretmen ile çalışarak kendi yaşantısını şekillendirmek isteyebilir, otizmli bir çocuğun her an yanında bulunarak ona bireysel yaşamı öğretmesi için bir gölge öğretmeni olabilir, mutfak sanatlarını öğrenmeye çalışan bireye gölge öğretmen mutfakta gölge öğretmenlik yapabilir. Örnekleri sonsuza dek uzatabilirim.
Ancak gölge öğretmenliği bakıcılıktan ayırmak gerekir. Bakıcılar eğitim vermezler, sadece bakım sunarlar. Burada gölge öğretmenin uygulamaları tamamen eğitim ve öğretim odaklıdır, bunu unutmamalıyız.
Gölge ağabey/abla konusu gölge öğretmenlerin ülkemizde sıklıkla öğrencilerden seçiliyor olmasından kaynaklanıyor. Sıklıkla ağabey/abla dememizin sebebi ise daha az formal bir süreç oluşturmak. Abla ve ağabey olarak hitap edildiğinde çocuklarımızın daha samimi olacağını ve daha rahat hissedeceğini de düşünüyor olabiliriz, bu konuda sadece akıl yürütüyorum.
Yardımcı öğretmenlik ise gölge öğretmenlikten farklı olarak sınıflarda, okullarda; sınıf öğretmenlerinin yanında bulunan, gerektiği yerde yardımcı olan, ikinci öğretmen konumundaki kişilerdir. Gölge öğretmenler zaman zaman "bakım" kısmına müdahale etseler de yardımcı öğretmenler bu kadar yoğun bir hizmet sunmazlar. Yardımcı öğretmenlerin işi okulla sınırlıdır.
...
Gölge öğretmenliğin nasıl uygulanabileceği ile ilgili bir özet sunalım şimdi de:

  • Tam zamanlı gölge öğretmenlik: Burada çocuğumuzun yanında her an bulunan bir gölge öğretmenden bahsediyorum. Uyurken dahi yanında olan öğretmenden. Çocuğumuzun bütün yaşantısında yanında olmasının sebebi ise özbakım, günlük yaşam gibi becerileri yaparak yaşayarak öğrenmesini sağlamak. Ülkemizde uygulanmakta ancak fazlaca pahalı olduğu için belirli kişilerce uygulanabilmektedir.
  • Yarı zamanlı gölge öğretmenlik: Yarı zamanı çocuğumuzun/bireyin ihtiyaçları belirler. Sadece kreşte, sadece evde, sadece spor salonunda, sadece sokakta, sadece gitar kursunda, sadece banyo yaparken, sadece kitap okurken gibi. Çocuğumuzun bir beceriyi öğrenmesi, sosyal ya da günlük yaşam becerilerini edinmesi için sıklıkla tercih edilen gölge öğretmenlik budur.
Peki neden gölge öğretmen? Gölge öğretmen ne işe yarar?
  • Öncelikle güvenlik! Çocuğumuzun bir yerden bir yere giderken güvenle gittiğini, yardım alması gereken anlarda yardım aldığını ve güvende olduğunu bilmek bize iyi gelecektir.
  • Görme yetersizliği, bedensel yetersizlik gibi yardımcı alet/cihaz kullanımı gerektiren durumlarda da gölge öğretmenler hem cihaz kullanımını öğretme hem de cihazla hayatı kolaylaştırmaya model olma açısından önemli katkılar sağlar.
  • Çocuğumuzun; her dakika kendisine model olan, gerektiği yerde, gereken davranışı, gereken miktarda yardımla yapmasını sağlayan bir yetişkin ile olması bulunmaz öğretim fırsatları sunar. Yemek yerken kaşık tutma, otobüse binerken kart kullanma, okula girince selam verme, dersi derste dinleme gibi birçok konuda ve her an öğretim oturumları, bu konuda eğitim almış bir uzman tarafından yapılmış olur.
  • Özel gereksinimli çocuklarımız sıklıkla arkadaş edinme, arkadaşlığı devam ettirme gibi konularda zorlanmaktadırlar. Bu zorlanımı gölge öğretmen ile aşmak mümkün. Bu konuda da model olduğu gibi özel gereksinimi dışarıya anlatan bir elçi görevi de görebilmektedir.
  • Çocuğumuzun olumsuz davranışlarını önlemek, olduğu anda müdahale etmek, sonrasında yardımcı olmak da gölge öğretmenin bize sağladığı kolaylıklardan biri. Çocuğunuzun yanında, onun dışarıya açılan bir penceresi var, gölge öğretmeni. Bence bu çok avantajlı.
  • Özellikle otizmli bireylerin yaşamında gölge öğretmenler sosyal becerileri desteklemeleri açısından önemli yer tutarlar.
  • Çocuğumuzun yanında onu anlayan, onunla aynı dili konuşan bir yetişkinin olması dil ve iletişim becerilerinin de hızla ilerlemesini sağlamaktadır. Gerektiği yerde gerekli şekilde müdahale eden gölge öğretmen, çocuğumuzun konuşma sürecinde yaşanan yetersizliklere müdahale etmiş olur. Bu bulunmaz bir fırsattır.
  • Sıklıkla biz, özel eğitim öğretmenleri, evde uygulanmak üzere ödevler veririz ve ailelerimiz sıklıkla bu ödevleri yerine getirmekte zorlanırlar. İşte bu durumlarda gölge öğretmenler hayat kurtarıcı şekilde ödevleri evde uygularlar. Bu uygulamalar daha sağlıklı ve biz özel eğitim öğretmenlerinin kontrolüne daha açık uygulamalardır.
Kimler gölge öğretmen olabilir?
  • Çocuğumuzun ihtiyacına göre gölge öğretmenin uzmanlık alanı değişebilir. Yalnızca güvenli şekilde ulaşım yapabilmesiyse hedef, herhangi bir eğitim şartı aranmadan, gerekli bilgiler verilerek herkes gölge öğretmen olabilir ancak konu eğitim vermek, çeşitli becerilerin edinimini sağlamak olunca temel düzeyde dahi olsa eğitim psikolojisi, özel eğitim, özel gereksinimli bireyler konusunda bilgi sahibi olunması gerekmektedir. Bu nedenle ülkemizde ve dünyada sıklıkla özel eğitim, psikoloji, çocuk gelişimi gibi alanlarda öğrencilik yapan kişiler gölge öğretmen olmaktadırlar. Benim önerim, en az ikinci sınıfı bitirmiş kişilerin gölge öğretmen olmasıdır.
  • Benim bir diğer kıstasım sabır. Sabırlı olmadığını düşünen, bir ritüeli günlerce ve hatta aylarca uygulayamayacağına inanan bireylerin, bu mesleği yapamayacağını düşünüyorum. Sıradan bir öğretme ortamı olmadığı, her an bir öğretme ortamı olduğu düşünüldüğünde bu fırsatları yakalamak ve doğru değerlendirmek çok çok önemli. Bu süreçte gösterilen sabır ise daha önemlidir.
  • Sıklıkla erkek öğrencilere erkek gölge öğretmen olması  gerektiğiyle ilgili bir algı var. Ben burada şunu hatırlatıyorum: Çocuğumuz ile özbakım ya da cinsiyete dayalı beceriler çalışılmayacaksa, mahremiyet konusunun hassasiyet göstermediği durumlar varsa cinsiyetin hiçbir önemi yoktur.
Bütün bunlara ek olarak bir noktaya daha dikkat çekerek yazımı sonlandırıyorum: Gölge öğretmenliğin de bir sonu olması gerektiği, gölge öğretmenin aşamalı olarak çocuklarımızın hayatlarından çıkarılması gerektiği de unutulmamalı. Burada mühim olan gölge öğretmenin, uygulamalarına gerek kalmadığını fark ederek becerilerin genellenmesini sağlamasının ardında, varlığı ile sunduğu uyaranı aşamalı olarak çekmesidir. Bunu da not düşmeden edemezdim bu yazıya.

Umarım sizler için yararlı bir yazı olmuştur. Haftaya görüşmek üzere.
Kaynaklarım:
Huri, M., & Ceran, E. Otistik Belirtiler Gösteren Okul Öncesi Çocuklarda Duyu Bütünleme ve DIR/Floortime Tabanlı Ergoterapi, Aile Eğitim Müdahalesi ve Gölge Öğretmen uygulamalarından Oluşan Tedavi Modülünün 6 Aylık Sonuçları. Ergoterapi ve Rehabilitasyon Dergisi1(2), 160-161.
Padmadewi, N. N., & Artini, L. P. (2017). Teaching English to a Student with Autism Spectrum Disorder in Regular Classroom in Indonesia. International Journal of Instruction10(3), 159-176.
Uygulamalı Davranış Analizi Ders Notlarım
Öğretim Yöntemleri Ders Notlarım

17 Haziran 2019 Pazartesi

Engelli Hakları ve Savunuculuk


Merhabalar. Geçtiğimiz günlerde Hemdem Özel Eğitim bünyesinde bir seminer yaptık, belki görmüşsünüzdür afişini. Bu seminerden edindiğim önemli bilgileri ve Ayşe Hanım'ın önerilerini sizinle paylaşmak istedim. Şimdiden iyi okumalar.
...
Ayşe Hanım seminerin başında yardım ve hak konularını değerlendirdi. Birleşmiş Milletler Eski Genel Sekreteri Kofi Annan'ın bir sözüne atıfta bulundu. Bu sözün benim blogumda da yer almasını çok istedim: "Özel gereksinimli bireyler, dünyadaki en kalabalık azınlıktırlar.". Bu cümle, birçok önemli konuya dikkat çektiği için, bence çok önemli bir cümle. Bu cümle üzerinden özel gereksinimli bireylere sunulan hakların hak olduğu ve yardım olmadığı vurgusunu yapmamız önemli. Çünkü devletler kendilerine "sosyal devlet" diyorlarsa mutlaka özel gereksinimli bireylere de hakları olan "hakları" vermelidirler ve bunu bir yardım gibi sunmamalıdırlar.

Özel gereksinimli bireylerin ve onların haklarının savunucularının bütün talepleri Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi Temelli'dir. Bu sözleşmeye imza atan her ülke bu sözleşmenin maddelerini uygulamak zorundadır. Türkiye'de ise 2014 yılında Engelliler Kanunu yayınlandı ve bu sözleşmeyi temel alan bir kanun olduğu görülmekte. Ancak uygulamada sorunlar olduğunu yazmama gerek var mı bilemedim?!

Ülkemizde aynı zamanda "Otizm Eylem Planı" yayınlandı ve Ayşe Hanım şunu önerdi: Çocuğu ya da kendisi otizmli olsun olmasın her birey bu eylem planını okumalı çünkü alınan kararlar bütün yetersizlik alanlarına hitap etmekte. Mutlaka buradan okuyun.

Ağır yetersizliği olan bireyler SGK tarafından bakıma muhtaç olarak nitelendiriliyor ve onlara bakım veren kişiler erken emekli olabiliyorlar.

Anayasa'mızda bu konuya dikkat çeken önemli maddeler var. Örneğin 10. maddede "Engelliler için alınacak önlemler eşitliği bozmaz." cümlesi yer almakta ve bence çok değerli. Sadece bu cümle üzerinden bile birçok hakkımızı savunabiliriz, ne dersiniz?
Buna ek olarak Anayasa'nın 42. maddesinde de yetersizliği olan bireylerin topluma yararı vurgusu yapılmakta. Yani çocuklarımız için yapacağımız her olumlu girişim toplumun da yararını gözettiği için desteklenmesi gereken bir nitelik alacak. Bence bu da önemli bir bilgi.

Bilindiği gibi ÇÖZGER adı altında çocuklarımız için aldığımız bir Sağlık Kurul Raporu vardı. Bu raporda artık "engel" kelimesinin geçmemesi, engelli raporu olmaması önemli bir adım ancak çeşitli önemli noktalar var. Örneğin bu rapora 30 gün içerisinde itiraz edebiliyoruz. Eğer bu süreyi kaçırırsak altı ay içerisinde yeniden itiraz edemiyoruz. Bu noktayı ayrıca vurgulamak istedim. Engel oranı karşılıkları ise şu şekilde olmuş artık:
Özel Gereksinim Var %20-39
Hafif Düzey Özel Gereksinim Var %40-49
Orta Düzey Özel Gereksinim Var %50-59
İleri Düzeyde Özel Gereksinim Var %60-69
Çok İleri Düzeyde Özel Gereksinim Var %70-79
Belirgin Düzeyde Özel Gereksinim Var %80-89
Özel Koşul Gereksinimi Var %90-99

EKPSS önümüzdeki yıl yapılacak ve bu sınavdan alınan puan tam 4 yıl geçerli olacak. Buna ek olarak 15 yaşını dolduran yetersizliği olan bireylerin tamamı İŞKUR'a başvurarak buradan çeşitli mesleklerde eğitim alabiliyorlar. İŞKUR bu eğitim sonrasında bireyleri istihdam da ediyor, yönlendiriyor. Bu da bence çok önemli bir bilgi.

Peki bizler neleri okumalı ve neleri öğrenmeliyiz? Ayşe Hanım bizim için listelemiş:
  • Birleşmiş Milletler Engelli Hakları Sözleşmesi
  • Anayasa'nın bu konudaki hükümleri
  • Engelliler Hakkındaki Kanun
  • Özel Eğitim Hizmetleri Yönetmeliği
  • Otizm Eylem Planı
  • Çocuklar İçin Özel Gereksinim Raporu Hakkındaki Yönetmelik
  • Erişkinler İçin Engellilik Değerlendirmesi Hakkındaki Yönetmelik
Peki haklarımızı aramak için nerelere başvurmalıyız? İşte buyurun:
  1. Her türlü başvuruyu dilekçe ile yapmak önemli.
  2. CİMER/ALO 150
  3. Kamu Denetçiliği Kurumu
  4. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu
  5. TBMM Dilekçe Komisyonu
  6. Aile Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Engelli ve Yaşlı Hizmletleri Genel Müdürlüğü (bilgiedinme.eyhgm@ailevecalisma.gov.tr)
  7. Sorun yaşanan kuruma doğrudan dilekçe ile başvuru.
Umarım yararlı bir yazı olmuştur. Ben önümüzdeki dönemde Ayşe Hanım'ı yeniden okulumuza davet etmeyi planlıyorum. Takipte kalın. Sevgilerimle.




14 Ocak 2019 Pazartesi

Umut Veren Söyleşi Yazı Dizisi - 3



Merhabalar. Son iki haftadır değerli bir arkadaşım ile yaptığım, tanı alma-tanı ile yola devam etme ve tanı sonrası yaşamı hakkında sorular sorduğum ve sonrasında deneyimlerine dayanarak önerilerde bulunmasını istediğim bir röportajı paylaştım sizlerle. Bu yazı dizisini yayınladığım günden bu yana farklı kişilerden ve uzmanlardan görüşler aldım. Herkese verdiği fikir, herkeste uyandırdığı etki bir başka olmuş. Bende neler oldu anlatmak istiyorum.

Biz özel eğitimciler kendi aramızda hep konuşuruz: A bu eğitimi istiyor mu? B eğer konuşabiliyor olsaydı bu uygulama hakkında ne dersi? Ben bu amacı çalışıyorum ama acaba C keyif alıyor mu bu süreçten? Sorular sorular... Bu soruları sorarak çocuğumuzun motivasyonunun en yüksek olduğu konuyu bulup oradan yola devam etmeye çalışırız. Ne kadar doğru yaptığımızı görmüş oldum. Arkadaşımın öğretmeni ile sağladığı uyum ve motivasyon bana ilham oldu.

Söyleşide konuşan, yazan kişi seneler önce Engelli Raporu olan, RAM raporu olan, rehabilitasyon merkezine giden bir öğrenciydi. Bu süreçte annesinin kendine olan inancını, desteğini çok ön plana alması beni mutlu etti. Her zaman diyoruz, anne ve babalar sürecin içinde inançla olursa her şey daha hızlı ve güzel ilerliyor. Bu söyleşide de bunun canlı ispatını görmüş olduk.

Her zaman kurumda, evde ya da okulda olamadığını; bazen dışarıdan tuhaf tepkiler alabildiğini söylerken bize tam karşımızdan ayna tuttu aslında. Bu yaz, biliyorsunuz, bir yaz kampı oluşturduk ve bu yaz kampında bolca eğlendik çocuklarımızla. Hep sokaktaydık, hayatın içindeydik. Kimi zaman bakışlarımızla "Mazur gör." mesajı verdik karşımızdaki insanlara. Bunu çocuklarımız hissetmedi mi? Bence hissettiler ve mazur görünmekten hoşlanmadılar. Bu nedenle onlar bizi mazur gördüler. Bunu artık biliyorum ve çok utanıyorum. Toplumun farklılıklara olan saygısızlığını özel gereksinimli bireylerin mazur görmesi... Çok sinirlendirici bir durum!

Cevaplarda altı bolca çizilen bir konu daha vardı: Sabır. Özel eğitim sabır işi evet. Ancak bu sabrı sadece ebeveynler ve öğretmenler değil, çocuklar da göstermeli. Bu sabrı da çocuklara biz öğretmeliyiz. Kur'an'da Yusuf'un babası oğlunun kaybolduğunu duyunca "Şimdi bana güzel bir sabır düşer." diyor ya. İşte o güzel sabrı hem biz öğrenmeli hem de çocuklarımıza öğretmeliyiz. Sabretmek söylenerek, bağırarak, çağırarak olacak iş değil; ne dersiniz? Güzel sabretmek en güzeli.

Son dönemde ergenlik başlangıcında olan çocuklarım ve aileleri üzerine sık sık okumalar yapıyorum. Bu okumalarla birlikte ister istemez o çocuklarım hakkında uzun uzun düşünüyor ve çareler arıyorum. Ailelerin yorgunluğu, üzgünlüğü beni de içine çekiyor ister istemez. Buna bir çare öneriyor röportajım: Birlikte, inanarak, sabırla ilerlemek! Gelişim süreci karmaşık olduğu kadar keyifli de. Bu keyfi yaşanan olumsuzluklar görünmez kılabiliyor evet ancak mühim olan doğru bilgiyi alıp, sabırla onu uygulayarak yola devam edebilmek.

Umarım röportaj bende uyandırdığı etkiyi sizde de uyandırmıştır. Bu dizi sonrası çocuklarımızın gözünden dünyaya daha güzel bakabiliyorum. Daha umut dolu ve daha mutluyum. Umarım sizler de öylesinizdir.

Haftaya görüşmek üzere. Sevgilerimle.

5 Kasım 2018 Pazartesi

Ailelerin Korkuları ve Çözüm Önerileri

Hemdem Özel Eğitim'in Ergoterapi Salonu'ndan Bir Kare.
Merhabalar. Birkaç haftadır üzerinde okumalar yaptığım ve sık gelen soruların başında gelen bir konuya açıklık getirmek için derlemelerde bulunduğum bir yazı ile buradayım bu hafta: Özellikle otizmli çocuklarda söz konusu olan korkmama, kendini korumama gibi durumlar ve bu durumlarda ailelerin yapması gerekenler.
Otizm özelinde konuşmak yerine bütün özel gereksinim alanlarını ele almayı tercih ediyorum ancak sıklıkla otizm kelimesini kullanacak olabilirim, soruları soran ailelerimizin yoğunluğu otizmden yana. Bu durum böyle olsa da yazdıklarımı her özel gereksinim için de kabul edebilirsiniz.
...
Bu soruları soran ailelere ilk sorduğum soru "Çocuğunuz tanı aldıktan sonra otizm ile ilgili bir rehberlik aldınız mı?", ikinci soru "Çocuğunuz tanı aldıktan sonra otizm hakkında kitap okudunuz mu?" oluyor. Henüz tanı alan bireylerin aileleri iyi bir rehberlik sürecinden geçerlerse, ilerleyen dönemde yaşama ihtimalleri olan durumları uzmanlar yardımıyla erkenden yordayabilir ve önleyebilir. Bu bilgi bu nedenle benim için önemli. Maalesef ülkemizde henüz tanı alan çocukların aileleri için bir çalışma yok. Halbuki çocuklarımız tanı aldıklarında birçok psikolojik süreçten geçen ailelerin desteğe ve rehberliğe çok fazla ihtiyaçları var. Ailelere bu konuda biz uzmanlar rehberlik etmeli ve destek almalarını sağlamalıyız.

Bu sorulara aldığım cevabın ardından koyuluyorum yola. Otizm hakkında bilgisi olmayan aileler de, diğer aileler gibi çocuklarını yakından tanıyorlar. Bu tanıma; özel gereksinimli olma durumunu çok ön plana alan ya da fazla yadsıyan şeklinde olabiliyor. Burada ailelerimize özellikle bir önerim var: Her davranışın sebebi çocuğunuzun özel gereksinimi olmayabilir. Bazı davranışları çocuğunuzun karakteristik özelliği ya da o an olan duruma psikolojik bir tepkisi olabilir. Bunun ayrımını iyi yapmanız gerekmektedir. (Örneğin gürültülü bir ortamdan hoşlanmayan görme engelli bir çocuğunuz olabilir, bu görme engelinden kaynaklanmak zorunda değildir.)

Otizmi bilen, bu konu hakkında kitaplar okuyan bir aile otizmin duyusal sınırlılıklara yol açan bir farklılık olduğunu zaten bilir ve bana "Çocuğum yüksekten atlıyor, hiç korkmuyor. Neden?" diye sormaz. İşte bu tam olarak otizm ile ilgili bir durumdur (ya da özel gereksinim alanı neyse ona özgüdür). Bir tehlikeyi sezme, tehlikeden kaçınma, kendini koruma gibi beceriler çeşitli üst biliş ve duyusal beceriler gerektirmektedir. Hadi bu becerileri bir listeleyelim:
  1. En başa, olmazsa olmazımız zihin kuramını ekleyelim;
  2. Beden farkındalığı,
  3. Duyusal modülasyon, yani bütün duyuları dengeli bir şekilde kullanma;
  4. Kavram bilgisi,
  5. Alıcı dil becerileri,
  6. Biraz da ifade edici dil becerilerini eklediğimizde liste tamam.
Peki bu becerileri aileler evde nasıl çalışacaklar?
  • Öncelikle çocuklarının ayrıntılı bir değerlendirme almalarını sağlayacaklar. (Örneğin Anadolu Üniversitesi'ndeki değerli hocalarımız tarafından geliştirilen IVO-ODS kapsamlı ve bilimsel bir değerlendirme sunuyor, haftaya bu seti sizlere anlatmayı planlıyorum.)
  • Bu değerlendirme sonrası doğru uzmandan, doğru eğitimler ve terapiler alacaklar. Zihin kuramı için alan mezunu bir özel eğitim öğretmeni, duyusal modülasyon için kendi alanından mezun bir ergoterapist, psikolojik destek için özel gereksinimli çocuklarla çalışmaya gönüllü psikolog, dil ve konuşma becerileri için özel gereksinimli olup olmadığına göre çocuk seçmeyen bir terapist... Doğru uzman her şeydir!
  • Daha sonra bu uzmanların ev için verdikleri ödevlerini harfiyen evlerinde uygulayacaklar. Ödevlerin önemsiz gelmesi, sizin için kolay olması önemli değil.Uzmanınız bu ödevi uygun gördüyse uygulamanız gerekmekte.
  • Daha sonra süreç boyunca uzmanların değerlendirmelerine göre süreçte karar veren ve sürecin koordineli gitmesini sağlayan merci aile olmalı. İşte bu kadar kolay.

Hadi bir vaka örneği sunalım:
Çocuğumuzun adı Sekiz olsun. Sekiz 4 yaşında, otizm tanılı, 2 yıldır eğitim alan bir çocuğumuz olsun. Sekiz, sıcak nesnelerin tehlikeli olup olmadığına aldırmadan onlara dokunmakta ve elinin yandığını hissetmemekte olsun.
Burada aile ne yapmalı? Önce bir doktor muayenesi ile çocuklarının ellerindeki nöronların çalışıp çalışmadığından emin olmalı. Nöronlarla, sinir sistemi ile ilgili bir durum olmadığı ortaya konunca mutlaka bir ergoterapistten değerlendirme talep etmeleri lazım. Ergoterapistin vereceği cevap çocuklarının duyusal moderasyonunun olmadığı ve duyusal bütünleme uygulanması gerektiği olacaktır. Sekiz'in özel eğitim öğretmeni kavram öğretimi yaparken; ergoterapisti duyusal bütünleme yapar, psikoloğu beden kavramını çalışır, çocuk gelişimcisi ise onun gelişimini takip eder. Disiplinler arası bir süreçle Sekiz, ilerleyen dönemde sıcak nesnelerin sıcak olduğunu algılamayı ve kendini korumayı, sıcak-soğuk kavramlarını öğrenir ve ailenin problemi ortadan kalkmış olur.

Umarım sizler için fikir veren ve yardımcı olan bir yazı olmuştur. Buradan birçok soruyu topluca cevaplayabilmek harika.
Haftaya görüşmek üzere.

Kaynaklarım:
SİDAR, E. A., & ÖZTOP, D. B. (2017). Duyu Bütünleme Terapisi. Turkiye Klinikleri Journal of Child Psychiatry-Special Topics3(2), 153-162.
Mukaddes, N. M., Çocuk, İ., & Psikiyatrisi, E. (2014). Otizm spektrum bozuklukları. İstanbul. Nobel Tıp Kitabevleri.
Kashefimehr, B. (2014). Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklarda Moho Modeline Göre Duyu Algı Bütünleme Tedavisinin İncelenmesi.
Bilgiç, A. (2009). Otistik spektrum bozukluklarinda tamamlayici ve alternatif tedavi uygulamalari/Complementary and alternative medicine in autistic spectrum disorders. Anadolu Psikiyatri Dergisi10, S22.
AKDEM, F., & AKEL, B. S. (2014). Otizmli Bireylerin Bakım Verenlerinin Yaşam Kalitesi ve Zaman Yönetimini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi. Ergoterapi ve Rehabilitasyon Dergisi2(3), 121-129.

16 Temmuz 2018 Pazartesi

Özel Gereksinimli Bireyler ve Tacizden Korunma Farkındalığı



Merhabalar. Malumunuz son dönemde çok çok fazla, çocuklara yönelik cinsel taciz haberi duyuyor ve bir ülke olarak bunun kaygısı ve üzüntüsü ile yaşıyoruz. Yapılan çalışmalar, özel gereksinimli bireylerin ailelerinin en fazla kaygılandığı konular arasında bu konunun olduğunu göstermekte. Son dönemde bu konuda oldukça fazla soru aldığım için bu hafta bu konuya değinmek istedim.
Tacizden özel gereksinimli çocuklarımızı nasıl koruyacağız, çocuklarımıza bu farkındalığı nasıl vereceğiz onu konuşalım bu hafta. Yine madde madde gitmekte fayda var:
  • Çocuğunuza doğduğu andan itibaren mahremiyet eğitimi verin. Mahremiyet, maalesef toplumumuzda yanlış anlaşılan ve "Ben annesiyim ne olacak?/ Ben babasıyım benden de mi gizlenecek?" gibi cümlelerle karşılaşılan bir durumdur. Evet, anne ve babası da olsanız çocuklarınız ayrı bir birey, önce bunu cebimize koyalım. Ayrıca mahremiyet algısı, ilerleyen dönemde neyi korumaları gerektiği hakkında en önemli alt yapıyı oluşturacak olan şeydir. Bu konuda psikolog ya da rehber öğretmeninizden yardım alabilirsiniz.
  • Çocuğunuz yürümeye başladıktan sonra oturarak ya da uzanarak özbakım ihtiyaçlarını gidermeyin. Bu konuda geçtiğimiz yıllarda yazdığım bir yazım var, okumak isterseniz buradan okuyabilirsiniz. Belirli becerileri edindikten sonra belirli uyaranlar, çocuklarımız için farklı anlamlar ifade etmektedir. Çocuklarımız çeşitli uyaranlara alışık hale geldiklerinde bu uyaranların bağlamlarını ayırt edemeyebilirler ve uygun davranışlar gösteremeyebilirler. Bu durum bu nedenle çok önemli. Örneğin üç yaşındaki otizmli bir birey, henüz tuvalet eğitimi yoksa ve bez değiştirme sırasında sırt üstü yatıp bacaklarının kaldırılmasına alışkınsa aynı hareket taciz edilirken yapıldığında yadırgamayacak ve sessiz kalabilecektir. Bunun yerine çocuğumuz yürüyebiliyorsa (evet zor olabilir ama çocuğumuz için bunu yapmamız gerekli) ayakta bez değiştirmek daha doğru olacaktır.
  • Çocuğunuza, kendi özbakım becerilerini öğrenmesi ve kendisinin uygulaması için fırsat verin. On dört yaşına gelmiş ve hâlâ kendi pedini kendi değiştiremeyen bir genç kız bu konuda her an yardıma ihtiyaç duyacaktır. Bu yardımı veren insanların her daim iyi niyetli olmasını öngörmek büyük bir ihmaldir. Çocuklarımız kendi ihtiyaçlarını kendileri giderebilirlerse korunmaları daha kolay ve net olacaktır. Maalesef çoğu aile farkında olmadan çocuğunu kendine bağımlı hale getirmektedir, aileler bunun farkına varıp kendi kendini durdurmalıdırlar.
  • Çocuğunuza doğduğu andan itibaren cinsel eğitim verilmesini sağlayın. Özel eğitim öğretmenleri ve psikologlar bu konuda size destek olabilirler.  Bu destek olma durumunu çocuğunuzun yaşına uygun olarak talep edebilir ve eğitim programınızın içine gömülü olarak çalışılmak üzere bu alana yönelik amaçlar eklenmesini talep edebilirsiniz.
  • Çocuğunuzun edilgen kaldığı hareketlerden uzak durun. Yoğun fiziksel yardım, problem davranışlara fiziksel müdahale gibi durumlar çocuklarımızın edilgen olmaya ve sessiz kalmaya yatkın olmasını sağlar. Çocuğumuzu kollarından ya da bacaklarından çekiştirerek onu hareket ettirmeye çalışmak yerine kısmi fiziksel yardım ya da çocuğumuza uygun uyaranlar vermek daha doğru olacaktır. Çocuğumuz böylelikle, kendine fiziksel müdahalede bulunan birinin yanlış bir şey yaptığını daha iyi anlayacaktır ve buna uygun tepki gösterecektir.
  • Çocuğunuza iyi ve kötü dokunuşu öğretin. Yukarıda bahsettiğim cinsel eğitimin bir parçası olarak iyi ve kötü dokunuşun ne olduğu arasındaki farkı çocuğunuza onun anlayacağı şekilde anlatın ya da eğitim programınıza eklenmesini sağlayın.
  • Çocuğunuzun güvenilir kişiler listesini oluşturun. Bu listede sadece anne ve babanın olması önemli! Teyzeler, dayılar, amcalar, nineler bu liste dışında olmalı. Liste dışındakiler güvenilmez diye değil, sadece anne ve babaya olağanüstü durumlarda müracaat edilmesi gerektiği algısı verilmesi gerektiği için bu adım atılmalıdır. Unutulmamalıdır ki taciz en çok geniş aile içerisinde görülen bir durumdur. Çekirdek ailenin kendi kendini koruması bu nedenle önemlidir.
  • Eğer çocuğunuzun dil ve konuşma becerileri uygunsa her günün sonunda yaşananlarla ilgili açık ve samimi konuşulabilecek bir ortam oluşturun. Böylelikle günlük yaşamında ve sizin kontrolünüz dışında bulunduğu sosyal ortamlardaki durumlar hakkında bilgi sahibi olabilirsiniz. Yolunda gitmeyen bir durum olduğunda fark etmeniz daha kolay olacaktır. Çocuğunuzun o gün içerisinde yaşadığı olumsuz bir durumu rahatlıkla ifade edebileceği bir ortam hazırlamış olursunuz, bu çok önemi.
  • Çocuğunuzun cinsel gelişimini takip edin, ihtiyaçlarına göre cinsel eğitim almasını sağlayın. Örneğin çocuğunuz ergenliğe girdiğinde ve artık meni atımı ihtiyaçları başladığında bu ihtiyaçları gidermesi için cinsel eğitim alması gerekiyor olabilir. Çocuğunuzun gelişimini takip ederek gelişim dönemine uygun beceriler edinmesini sağlarsanız ihtiyaçlarını karşılamak için yanlış yerlere başvurmasına da engel olmuş olursunuz.
  • Çocuğunuza bu tür durumlarda ne yapması gerektiği ile ilgili bilgi verilmesini sağlayın. Cinsel eğitimin bir parçası olarak kötü dokunuşun olduğu anlarda kimlere başvurulur ve kimler haberdar edilir, nasıl hareket edilir bilgisi verilmelidir. Güvenilir kişiler listesi burada devreye giriyor!
  • Çocuğunuzun her dönem ruh sağlığını kontrol eden ve düzenli gittiğiniz bir oyun terapisti ya da psikolog ile çalışın. Bu alanda çalışan uzmanlar sizin fark edemediğiniz değişiklikleri ve ihtiyaçları fark ederek sizi yönlendirirler ve bu konuda adımlar atmanızı sağlarlar. Bu nedenle çocuğunuzu düzenli takip eden bir psikologun olması oldukça önemlidir.
Umarım sizler için farkındalık oluşturan ve yeni bilgilere kaynaklık eden bir yazı olmuştur. Bu yazımı herhangi bir kaynak referans göstererek değil de hem bir özel eğitim öğretmeni, hem bir psikolojik danışman hem de bir oyun terapisti olarak deneyimlerime dayanarak hazırladım. Bilimsel olarak destekleyen makaleler bulduğumda alıntılayarak eklemeler yapacağım.
Şimdiden kolaylıklar diliyorum, haftaya görüşmek üzere.

13 Mart 2018 Salı

Özel Gereksinimli Bireylerin Mutluluk İhtiyacı



Herkese güzel bir haftadan merhabalar. Çok keyifli bir yazı ile sizlerleyim. Birkaç çocuğumuzun annesi ve babası çocuklarını nasıl mutlu edebilecekleri ile ilgili sorular sorunca, üzerine bir de 20 Mart Dünya Mutluluk Günü'ne bir hafta kalınca hemen bu konuyla ilgili yazı yazmak istedim.

Mutluluk; bütün özlemlere eksiksiz ve sürekli olarak ulaşmaktan duyulan kıvanç durumu, mut (l), ongunluk, kut, saadet, bahtiyarlık, saadetlilik olarak tanımlanmakta Türk Dil Kurumu'nca. Burada benim dikkatimi çeken nokta "özlemlerine eksiksiz ve sürekli ulaşmak" olgusu. Yani geçici bir süre yaşadığımız şey mutluluk değil, haz. Bu nedenle birini mutlu etmek istiyorsak kalıcı bir şeyler yapmamız gerek. Çıkarım bence doğru oldu.

Mutlu insan ise "mutluluğa erişmiş olan, ongun, mesut, saadetli, bahtiyar, berhudar" olarak tanımlanıyor yine Türk Dil Kurumu'nca. Yani özlenen şeye kalıcı olarak ulaşan insan mutlu insan, mutluluğa erişmiş insan. Mutlu insanın tanımı mutluluktan daha kolay sanki!

Peki bizim çocuklarımızın mutluluğu? Çoğu aile maalesef birincil ihtiyaçlardan vakit bulamadığı için bu soruyu sormuyor bile. Çoğu öğretmende de aynı durum söz konusu. Biz Hemdem Özel Eğitim'i açtığımızdan beri temel hedefimiz unutulan bu konu; mutluluk. Çocuklarımızın yaşam doyumu önemli. Zaten mutlu olduğunu sandığımız çocuklarımızın aslında sahiden mutlu olmasını sağlamak küçük ve basit adımlardan geçiyor. Ben ise çeşitli kaynaklardan bizim çocuklarımızı nasıl mutlu ederiz konusunun ipuçlarını topladım ve sizlerle paylaşmak istedim. Belki 20 Mart Dünya Mutluluk Günü'nde bu önerilerle okulunuzda, evinizde, mahallenizde hiç fark etmediğiniz özel çocuklarımızın mutsuzluk hallerini durdurabilirsiniz.


  • İlk adım doğru okul, doğru sosyal aktivite. Çocuğunuzun güzel ve doğru bir eğitim aldığından ve sosyal etkinliklerde doğru yerlerde bulunduğundan emin olun. Bu emin olma durumu çocuğunuzun yaşam kalitesini ve doyumunu %60 oranında etkileyecektir. Mutlu okul, mutlu çocuk.
  • Hepimiz biliyoruz ki ülkemizin sınırlarının dışında da olsan bir savaşın içindeyiz. Bu savaş evlerimizden, okullarımızdan duyulmasa da birçok üzücü haberle televizyonlarımızdan yüreklerimizi dağlıyor. Bu haberleri özel gereksinimli olsun olmasın, çocuklarımızın hiçbirine izletmemeliyiz. Milli duyguları edinmesi amacıyla çoğu çocuğa bu haberler izletilirken, henüz ölüm, şehit, savaş gibi kavramları bilmeyen çocuklarımıza büyük travmalar yaşatıyor olabiliriz. En kesin çözüm çocuklarımızın olduğu ortamda bu haberleri ve görüntüleri izlememek. Milli duyguları çocuklarımız kendi tercihlerine göre ilerleyen dönemde de edinebilirler.
  • Büyük paketlerden, birçok oyuncaklardan oluşan hediyeler çocuklarımıza geçici bir "haz" sunar. Bunlar yerine deneyim elde etmelerini sağlayacak hediyeler vermek daha doğru. Bir lunapark bileti, günübirlik bir tur, bir sinema bileti, bir dergi aboneliği (Örneğin TÜBİTAK'ın Meraklı Minik dergisinin yıllık aboneliğinde kampanya varken kaçırmak olmaz.) gibi hediyeler daha anlamlı ve kalıcı olacaktır. Bu deneyimlerin fotoğraflarının, sadece sosyal medyada paylaşarak değil çıktılarını alıp bir albüm yaparak kalıcılığını sağlarsanız işte hedefi tam on ikiden vurmuş olursunuz.
  • Kendi mutluluk anlarınızı çocuğunuzla paylaşın. Yeni bir araba alınca, iş yerinden sizi almaya eşiniz gelince, o gün gittiğiniz kuaförde saçınızın rengini beğenince, beklediğiniz kitap o gün çıkınca bunu çocuğunuzla paylaşın. Böylece çocuğunuza mutlu bir insan nasıl davranır bunu göstermiş olursunuz. Ayrıca mutsuz olduğunuz anları çocuğunuzun ayırt etmesini ve ona göre davranmasını da sağlamış olursunuz.
  • Çocuklarınıza günlük selamlaşmaları sunmayı ihmal etmeyin. Ezbere "Merhaba! "Nasılsın?" "İyiyim!" "Sen nasılsın?" "Ben de iyiyim." demiyorum. Tamamen içten ve o güne özgü bir selamlaşmadan bahsediyorum. Günün nasıl geçtiği, gününün en güzel anı gibi konuları karşılıklı konuşarak ona verdiğiniz değeri hissettirebilirsiniz. İçten bir sarılma birçok şeyin üstesinden gelebiliyor.
  • Etrafınızda, hayatınızda hiçbir özel gereksinimli çocuk yoksa; araştırarak çevrenizdeki en yakın özel eğitim merkezine gidebilir ve çocukları mutlu etmek istediğinizi söyleyebilirsiniz. Örneğin bizim okulumuza bu taleple bir yetişkin, bir genç gelse hemen ona kollarımızı açar ve onun da katılabileceği bir kutlama organize ederdim. Bu taleple gelen iyi yürekli insan, çocuklarımızın her birine ayrı ayrı sarılır ve onlarla sosyal etkileşimde bulunurdu. Bu ise bizim çocuklarımız için paha biçilemez. Siz de bu taleple gidebilirsiniz. Maddi hediyeler ve yardımlar biraz geride kalabilir; bu iş sosyal devletin işi.
  • Çocuklarımız maalesef spor yapmıyor. Onlara düzenli spor yapma alışkanlığı kazandırarak mutlu birer birey olmalarına yardımcı olabilirsiniz. Bence bir ebeveynin çocuğuna verebileceği en değerli miras budur. Çocuklarımız spor yaptıkça daha sağlıklı olurlar. Ayrıca spor, mutluluk hormonlarının salgılanmasını da sağlar. Birçok olumlu etkisi olan sporun çocuklarımızın hayatında olması oldukça değerli ve önemli.
  • Çocuklarımıza bir hedef belirlemek de önemli bir adım. Örneğin "Bu yaz Dikili'ye tatile gideceğiz." ya da "Bu ayın sonunda anneannenizi ziyarete gideceğiz." ya da "Haziran ayının sonunda Mavi kavramını öğrenmiş olabilirsin." gibi hedefler çocuklarımıza seviyelerine göre anlatıldığında keyifli bir mutluluk aracı olabilir. Hedefler belirlemek, bir amaç için hareket etmek çocuklarımıza birçok beceri kazandırdığı gibi onları mutlu da eder.
  • Çocuklarımızı sık sık doğaya, yeşile ya da maviye ulaştırarak onların doğa ile bağlantıda kalmasını sağlayabiliriz. Bu bağlantı çocuklarımızın mutlu olmasına yardımcı olacaktır. Hele ki doğada bir hobi edinmesinin önünü açarsanız değmeyin mutluluğa! Şimdiden çocuklarınız için heveslendim.
  • Çocuklarımıza duyguları öğretmek de onların mutlu olmalarına yardımcı olur. Mutlu, üzgün, gururlu, şaşkın gibi duyguları anlamlandırdığında; çocuklarımız kendi mutlulukları ya da başkalarının mutlulukları için de çabalamayı öğreneceklerdir.
  • Düzenli oyun terapisi! Düzenli olarak oyun terapisine giden çocuklarımız, farkında olmadığımız alarm durumlarını orada çok net bir şekilde ortaya koyarlar. Bu şekilde de çocuklarımıza nasıl müdahale etmemiz gerektiği konusunda fikir edinebiliriz. Her çocuğun üç ayda bir, ayda bir takip edilmesi oldukça doğru bir karar olacaktır.
Aklınıza farklı öneriler, küçük fikirler geldiğinde mutlaka yorum olarak yazın. Kocaman bir aile oluyoruz ve bu aile birbirini mutlu etmeli.
Şimdiden ilgi, öneri, görüş, fikir paylaşımlarınız için teşekkürler. Mutluluk Günü'nüz şimdiden kutlu olsun. Sevgiler.

26 Aralık 2017 Salı

Özel Gereksinimli Bireylerde Bekleme Davranışının Ev Ortamı Dışına Taşınması

Herkese güzel bir haftadan merhabalar. Ben öğrencilerimi derse beklerken bilgisayarımda çalışmayı ya da çocuklarım için materyal hazırlamayı çok severim. Bilgisayarda çalışırken seneler önce bir öğrenci velim için hazırladığım bir yazı karşıma çıktı. Sizlerle paylaşmak istedim.
2014 yılında hazırladığım ve bu yazının ardından velimi bir daha görmediğim bir yazı bu. Yazı mı başarısızdı yoksa velim uygulamaktan mı çekinmişti bilmiyorum. Sonrasında birçok velime daha verdim. Neyseki onlardan giden olmadı. Şimdi ise sizlerle paylaşıyorum.
...
"Bu yazıda sizlere, dışarıda (sokakta, otobüste, yolda, okul koridorunda vs.) bekleme davranışının nasıl çalışılacağı üzerine önerilerde bulunacağım. Hadi yapmamız gerekenleri aşama aşama anlatalım:
1.       Öncelikle çocuğunuz için etkili bir pekiştireç bulmakla işe başlayabiliriz. Bunun için her zaman tüketmediği ama sevdiği bir yiyecek yerinde olacaktır. Eğer sevdiği yiyeceği her zaman tüketiyorsa artık tüketimi kesilip sadece ödül olarak kullanılmaya başlanması da olabilir.
2.       Ödül belirlemenin ardından okul koridorlarında çalışmamıza başlayabiliriz. Belirli bir yönerge belirlemek yerine çeşitli yönergeler uygulamak daha iyi olacaktır. “Bekle. / Hadi bekleyelim. / Şimdi burada duralım.” gibi. Ama daha ağır düzeydeki çocuklarımızla tek yönerge çalışılarak ardından yönergeleri çeşitlendirmek daha doğru olabilir. Her konuda olduğu gibi bu konuda da çocuklarımızın özelliklerini düşünmemiz gerekli.
3.       Okul koridorunda kimsenin olmadığı ve daha sessiz bir koridorda çalışmaya başlamak daha doğru olacaktır. Bekleme sürelerini ve ne rutinde ödül vereceğinizi ayrı bir yazıda basamaklandırdım. Bu basamaklara göre 5 saniye bekleme hedefse her beş saniyede bir ödülü vermelisiniz. Beklemediği durumda fiziksel yardımla beklemesini sağlamalısınız ya da çocuğunuzun beklemesini hangi tür yardımla sağlıyorsanız o tür yardımdan başlayabilirsiniz.
4.       Ödülü verirken neden ödül verdiğinizi her seferinde açıklamalısınız. Ödülü kaybettiğinde de neden veremediğinizi anlatmalısınız.
5.       Aşamalı olarak ödülü ayrıca bir çalışma ile çekeceğimizi unutmamalısınız. Her zaman aynı ödülü aynı sıklıkla ve aynı şekilde vermemizin de sakıncaları söz konusudur. Bu nedenle ilerleyen dönemde ödülümüzü de yavaş yavaş çekeceğiz. Pekiştireç tarifelerini içeren bir yazım da yakında geliyor.
6.       Sessiz koridorda 5 dakika bekleme davranışını edindikten sonra birkaç kişinin olduğu koridorda ardından insanların çok geçtiği koridorda ve en sonunda veli bekleme salonunda bekleme davranışı ayrı ayrı çalışılmalıdır. Ben böyle basamaklandırdım ancak sizin aklınıza daha ayrıntılı basamaklar geliyorsa öyle de çalışabilirsiniz.
7.       Bu davranışı aynı zamanda evde de aynı şekilde çalışırsanız okula genellemesi daha kolay olacaktır.
8.       Hiç öğrenemeyecekmiş gibi olduğu anlar yaşamaya hazırlıklı olun. Böyle anlarda dahi motivasyonunuzu yitirmediğinizde bir anda harika ilerlemeler olacağını unutmayın. Bu, sizin en büyük motivasyon kaynağınız olmalı. Öğrenim olduğuna nasıl karar vereceğiz diye soruyorsanız hemen söylüyorum. Çalıştığınız basamakta üç deneme üst üste ödül alırsa o basamak öğrenilmiş demektir.

Sorularınız ve önerileriniz için lütfen iletişimimizi sürdürelim.
Kolaylıklar diliyorum, bu süreçte yanınızda olduğumu lütfen unutmayın. İyi çalışmalar."

Nihan'ın deneyimleri, çocuklarınıza ve velilerine bakış açısı her geçen gün değişirken bilimsel bilgi de büyük bir hızla ilerliyor. Yetişmek için gözlerimde egzemalarla okumaya devam ediyorum. Sorularınız, şu konuyu da konuşalım dediğiniz noktalar varsa seve seve yardımcı olmak isterim.
Şimdiden 2018'in hepimize güzellikler getirmesini temenni ediyorum. Umarım 2018 hatırladığımız güzel yıllardan biri olur.
Nasıl ulaşacağınızı biliyorsunuz, sevgiler.

18 Aralık 2017 Pazartesi

Özel Gereksinimli Çocuklarla Dinlediğini Anlama Çalışmaları



Herkese güzel bir haftadan merhabalar. Ben hastalığımı atlattım, dinlendim ve enerjik bir şekilde bu güne başladım. Şimdi ise penceremde güzel bir Ankara yağmuru varken sizlere yeni yazımı hazırlıyorum. Şimdi Ankara'da, Seyranbağları'nda olmak çok keyifli. Hemdem Özel Eğitim'in bahçesindeki vişne ağacının yaprakları yerlerde ve her yer cilalanmış gibi. Mis.
Hadi konumuza geçelim.
...
Daha önce de çokça vurguladığımız ve her seminerde de duyduğumuz gibi okuma-yazma eğitimi erken çocukluktan başlayan ve okuma-yazmayı "Evet öğrendi!" dedikten sonra da devam eden bir süreç. Erken okuryazarlık becerilerinin erkenden desteklenmesi, okuma-yazma öğretiminde biz öğretmenlerin işlerini oldukça kolaylaştırıyor. Bu becerilere dahil olan bir diğer beceri ise dinlediğini anlama. Alıcı dil becerilerini de içine alan bu beceri okuma-yazma becerileri için de olmazsa olmaz. Henüz okuma-yazma becerileri çalışılıyor olmasa da çocuklarımıza dinlediğini anlama becerisini de kazandırmamız gerekiyor. Yönerge takibi, bilişsel becerilerin öğretimi gibi becerileri öğreterek zaten bir miktar bu beceriyi çalışmış oluyoruz. Benim şimdi bahsedeceğim bölümü ise bunlardan sonrası.

Dinlediğini anlama becerileri neden önemli?

  • Dinlediğini anlayan bireyin alıcı dili yaşına uygun bir hale gelmiş ve artık etrafındaki dünyanın farkındadır diyebiliriz.
  • Dinlediğini anlayan bireyin iletişimi kuvvetlenmiş olur.
  • Dinlediğini anlayan birey artık sadece çevresindeki kişileri dinleyerek de öğrenmeyi öğrenmiştir.
  • Dinleyerek öğrenmek ise birçok alternatif yönteme olan ihtiyacı azaltır ve hem eğitimin maliyetini hem de zamanını kısaltır.
  • Dinlediğini anlayan çocuğunuzla artık sinemaya gidebilir ve sonrasında bu film ile ilgili sohbet edebilirsiniz.
  • Dinlediğini anlayan birey karşılıklı sohbetlerde daha anlamlı ve amaçlı cümleler kurabilir.
Dinlediğini anlama becerilerinin önkoşulu nelerdir?
  • Yönerge takip edebilmek
  • Gruptaki yönergeleri takip edebilmek
  • Temel kavramları edinmiş olmak
  • Temel kavramları günlük yaşamda kullanabiliyor olmak
  • Temel ifade edici dil becerilerini edinmiş olmak (Selamlaşma, kendini tanıtma, nesne isimlendirme, eylem isimlendirme gibi.)
  • Sağlıklı şekilde duymak (İşitme engelli bireylerde herhangi bir yardımcı ile işitebiliyor olmak.)
Dinlediğini anlama becerilerinin basamakları nelerdir?

Daha önce de dediğim gibi buradan önerdiğim basamaklar benim kendi öğrencilerimin çoğunluğunun derslerinde kullandığım ve çoğu zaman da bireyselleştirdiğim basamaklardır. Basmakalıp olarak "Bu böyle!" diyemeyiz, dememeliyiz de. En azından ben demem.
Fikir vermesi açısından isterseniz önce sadece dinleme becerisinin basamaklarını vereyim:
  1. Her bir sayfası 5 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü dinler.
  2. Her bir sayfası 10 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü dinler.
  3. Her bir sayfası 25 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü dinler.
  4. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü dinler.
  5. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 10 sayfalık bir öykü dinler.
  6. Her bir sayfası farklı sayıda kelimeden oluşan farklı sayıdaki sayfalık bir öykü dinler.
Dinlediğini anlama becerisi için ise benim uyguladığım basamaklarım ise şu şekilde:
  1. Her bir sayfası 5 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Kim?" sorusuna cevap verir.
  2. Her bir sayfası 5 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne?" sorusuna cevap verir.
  3. Her bir sayfası 5 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Nerede?" sorusuna cevap verir.
  4. Her bir sayfası 5 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne zaman?" sorusuna cevap verir.
  5. Her bir sayfası 5 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne için/Niçin?" sorusuna cevap verir.
  6. Her bir sayfası 5 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Neden?" sorusuna cevap verir.
  7. Her bir sayfası 10 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Kim?" sorusuna cevap verir.
  8. Her bir sayfası 10 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne?" sorusuna cevap verir.
  9. Her bir sayfası 10 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Nerede?" sorusuna cevap verir.
  10. Her bir sayfası 10 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne zaman?" sorusuna cevap verir.
  11. Her bir sayfası 10 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne için/Niçin?" sorusuna cevap verir.
  12. Her bir sayfası 10 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Neden?" sorusuna cevap verir.
  13. Her bir sayfası 25 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Kim?" sorusuna cevap verir.
  14. Her bir sayfası 25 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne?" sorusuna cevap verir.
  15. Her bir sayfası 25 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Nerede?" sorusuna cevap verir.
  16. Her bir sayfası 25 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne zaman?" sorusuna cevap verir.
  17. Her bir sayfası 25 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne için/Niçin?" sorusuna cevap verir.
  18. Her bir sayfası 25 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Neden?" sorusuna cevap verir.
  19. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Kim?" sorusuna cevap verir.
  20. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne?" sorusuna cevap verir.
  21. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Nerede?" sorusuna cevap verir.
  22. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne zaman?" sorusuna cevap verir.
  23. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne için/Niçin?" sorusuna cevap verir.
  24. Her bir sayfası 50 kelimeden oluşan 6 sayfalık bir öykü ile ilgili "Neden?" sorusuna cevap verir.
  25. Her bir sayfası farklı sayıda kelimeden oluşan farklı sayıda sayfalık bir öykü ile ilgili "Kim?" sorusuna cevap verir.
  26. Her bir sayfası farklı sayıda kelimeden oluşan farklı sayıda sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne?" sorusuna cevap verir.
  27. Her bir sayfası farklı sayıda kelimeden oluşan farklı sayıda sayfalık bir öykü ile ilgili "Nerede?" sorusuna cevap verir.
  28. Her bir sayfası farklı sayıda kelimeden oluşan farklı sayıda sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne zaman?" sorusuna cevap verir.
  29. Her bir sayfası farklı sayıda kelimeden oluşan farklı sayıda sayfalık bir öykü ile ilgili "Ne için/Niçin?" sorusuna cevap verir.
  30. Her bir sayfası farklı sayıda kelimeden oluşan farklı sayıda sayfalık bir öykü ile ilgili "Neden?" sorusuna cevap verir.
Peki nasıl çalışacağız?

Ben bu beceri için okuldaki farklı materyallerin, öykülerin ya da kitapların resimlerini tarayıcıda taratıp yazısız resimleri elde ediyorum. Ardından bu resimlere uygun öyküler yazıyorum. Her sayfa için 5-10-25-50 kelimelik öykü bölümleri hazırlıyorum. Daha sonra bu öyküleri laminasyon makinesinden geçirip kendi kitabımı hazırlamış oluyorum. (Hazırladığım kitaplar hakkında ayrıntılı bilgi almak için bana e-posta atabilirsiniz.)
Peki sadece kitapla mı? Tabi hayır. Alternatifleri ise şöyle sıralayabilirim:
  • Parmak kuklaları ile daha önceden oluşturduğunuz öykülerinizi canlandırabilirsiniz.
  • Slayt gösterisi ile hazırladığını resimleri sunabilirsiniz.
  • Amacınıza göre yapılandırdığınız bir çizgi filmi siz seslendirerek de çalışabilirsiniz. Dublaj yapmak eskisinden daha kolay.
  • Okulunuza gelen stajyer arkadaşlarınızdan bir piyes hazırlamalarını isteyebilir ve hedefiniz olan metni hazırlayarak süreci yapılandırabilirsiniz.
  • Resimleri film şeridi gibi hazırlayarak ve bu film şeridini kocaman yaparak, yürüye yürüye öyküyü anlatarak da çalışabilirsiniz.
  • Son dönemde birçok materyal önerisi olan sayfa var. Bu sayfalardan örneklerine bakarak kutulardan televizyonlar yapabilir ve resimleri bu kutu içerisinden inceleyebilirsiniz.
Gelelim püf noktalarına:
  • Her sayfa için kim, ne gibi sorular ayrı ayrı çalışılmalı. Yani ilk sayfada birinci basamak oldu, ikinci sayfada ikinci basamağa geçtim demek yok. Bir öyküde en az üç deneme üst üst doğru tepkiyi almanız gerekiyor.
  • Çocuğunuzun performansına göre cümle cümle giderek ve notlar alarak da süreci devam ettirebilirsiniz.
  • Kim sorusu bitti, ne sorusuna geçtik diye kim sorusunu sormamalıyız diye bir şey yok. Etkileşimli kitap okuma süreci gibi notlarınızı alarak hangi sayfada ne sorabileceğinizi kendinize hatırlatabilirsiniz.
  • İlk zamanlar soruların cevaplarını çocuklarımızın bulmalarını sağlayacak ipuçları görsellere iliştirilebilir, anlatırken ses tonlarında gerekli oynamalar yapılabilir.
  • Uygulanacak öğretim tekniğine, yöntemine ise çocuğumuzun ve kendi uzmanlık durumumuzun etki ettiğini unutmayalım.
Soru, görüş ve önerileriniz için iletişim adreslerimi biliyorsunuz. Her zaman seve seve sorularınızı cevaplıyor ve yardımcı olmaya çalışıyorum. Beraber öğreniyor ve beraber güzel vakit geçiriyoruz.
Şimdiden kolaylıklar diliyorum.

(Not: Resimdeki görselde benim yazdığım öykü ve Fil Görsel Yayın Seti'nin Öykü Sıralama Kartları'ndan oluşturduğum resimleri var. Resimdeki öykünün yanına ben her bir basamak için ayrı ayrı sorular da hazırlamıştım.)

3 Nisan 2017 Pazartesi

Özel gereksinimli bireylerde sınırlı alan boyama becerisinin edinimi



Herkese uzun bir aranın ardından merhabalar. Okulun telaşından düzenli yazı yayınlama alışkanlığım yok olalı çok oldu. Farkında olduğunuzu biliyor ve çok çok özür diliyorum.

Sizden gelen katkı ve yorumlar benim için oldukça değerli. Geçtiğimiz günlerde gerek e-posta yoluyla gerekse çeşitli sosyal paylaşım sitelerinde bana ulaşan öğretmen arkadaşlarım ve velilerimizin istekleri doğrultusunda bu yazımı sınırlı alan boyamaya ayırmak istedim.

Sınırlı alan boyama hem ince kas becerilerinin hem de okuma-yazma becerilerinin içinde bulunan önemli bir beceri. Öncelikle ince kas ile ilgili olan kısmına bir bakalım. İnce kas beceriler parmaklarla yaptığımız becerilere verilen genel bir isim. Bu beceriler çocuğumuzun yaşına ve ihtiyaçlarına göre çeşitli etkinliklerle sık sık (Hatta bilinçsizce, çoğu işin uzmanı olmayan kişi tarafından yapılan uygulamalarda, bir dersin tamamında sadece bu becerilerin çalışıldığı bile oluyor.) çalışılan bir alan. İnce kas becerilerin gelişimi dil becerilerini de yakından etkilediği için erken dönemde oyun hamurları, karalamalar, boyamalar, boncuk dizmeler, tak-çıkarlar gibi birçok etkinlikle çalışılarak yaşına uygun performans sergilemesi sağlanabiliyor. Bir çocuğun ince kas becerilerin yaşına uygun olması çocuğumuzun; özbakım becerilerinde, erken okur-yazarlık becerilerinde, dil ve konuşma becerilerinde de yaşıtlarıyla uyumlu olmasını sağlayabilir. (Burada dikkat! Sağlar, demiyorum. Sağlayabilir, diyorum. Her çocuk için ince kas becerileri iyi olduğundan dil ve konuşma becerileri de iyi olmalı gibi bir kural konulamaz. Çocuk gelişiminde genel olarak hiç kural konulamaz, o ayrı.)

Sınırlı alan boyamanın bir de okuma-yazma için önemine bakalım. Yazma için kalem tutmaya,kalem tutma için ise parmaklarımızı yetkin bir şekilde kullanmaya ihtiyaç duyarız. Parmakları yetkin şekilde kullanmak da, ince kas becerilerde bulunduğu yaş aralığına uygun ilerlemiş olmayı gerektirir. Okuma-yazma, adı üzerinde hem okumayı hem de yazmayı içine alan ve beraber devam eden bir alan olduğundan okuyan her bireyin yazarak bu beceriyi pekiştirmesi beklenir ancak her birey için bu böyle olmak zorunda değildir (Demiştim ya, gelişimde kural konulamaz!).

Her iki alanda da öneme sahip olan ince kas becerilerinin gelişim basamaklarına bakıldığında okul öncesi döneme gelmiş her bireyin gelişimine uygun olarak sınırlı alan boyaması beklenir. Sınırlı alan boyamada hem kalem tutma, hem sınırı ihlal etmeme hem de el-göz koordinasyonu bir aradadır. Üç beceriyi aynı anda gerektiren bir beceri için ise ben oldukça uzun bir beceri analizi yaptım ve şöyle bir basamaklar sırası çıktı karşıma. Çalışmak isteyen arkadaşlarımıza örnek olması açısından sizinle de paylaşmak istedim. Eski çalıştığım kurumda bütün kurumca uyguladığımız ve oldukça olumlu sonuçlar aldığımız bir analiz oldu bu. Burada kullanılan kaleme ve boyanan sınır alanına göre bir basamaklandırma söz konusu oldu. Buyurun:
  1. Pastel boyayla, boş bir kağıda, kağıttan taşmadan karalama yapar.
  2.  Kuru boyayla, boş bir kağıda, kağıttan taşmadan karalama yapar.
  3.  Pastel boya ile, A4 boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış daire şeklini taşırmadan boyar.,
  4. Pastel boya ile, A4 boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  5. Kuru boya ile, A4 boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  6. Pastel boya ile, A4’ün yarısı boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış daire şeklini taşırmadan boyar.
  7. Pastel boya ile, A4’ün yarısı boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  8. Kuru boya ile, A4’ün yarısı boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  9. Pastel boya ile, A4’ün ¼’ü boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış daire şeklini taşırmadan boyar.
  10. Pastel boya ile, A4’ün ¼’ü boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  11. Kuru boya ile, A4’ün 1/4 boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  12. Pastel boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış daire şeklini taşırmadan boyar.
  13. Pastel boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  14. Kuru boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda daire şeklini taşırmadan boyar.
  15. Pastel boya ile, A4 boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış kare şeklini taşırmadan boyar.
  16. Pastel boya ile, A4 boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  17. Kuru boya ile, A4 boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  18. Pastel boya ile, A4’ün yarısı boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış kare şeklini taşırmadan boyar.
  19. Pastel boya ile, A4’ün yarısı boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  20. Kuru boya ile, A4’ün yarısı boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  21. Pastel boya ile, A4’ün 1/4 boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış kare şeklini taşırmadan boyar.
  22. Pastel boya ile, A4’ün 1/4 boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  23.  Kuru boya ile, A4’ün 1/4 boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  24. Pastel boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış kare şeklini taşırmadan boyar.
  25. Pastel boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  26. Kuru boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda kare şeklini taşırmadan boyar.
  27. Pastel boya ile, A4 boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  28. Pastel boya ile, A4 boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  29. Kuru boya ile, A4 boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  30. Pastel boya ile, A4’ün yarısı boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  31. Pastel boya ile, A4’ün yarısı boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  32. Kuru boya ile, A4’ün yarısı boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  33. Pastel boya ile, A4’ün ¼’ü boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  34. Pastel boya ile, A4’ün ¼’ü boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  35. Kuru boya ile, A4’ün 1/4 boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  36. Pastel boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda görsel dokunsal olarak sınırlandırılmış üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  37. Pastel boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  38. Kuru boya ile, A4’ün 1/8’i boyutunda üçgen şeklini taşırmadan boyar.
  39. Sade bir resmi taşırmadan boyar. (Burada sınırları daha oval ve net olan bir resmi kastediyorum.)
  40. Karmaşık bir resmi taşırmadan boyar.

Biraz uzun ve karmaşık bir sıraymış gibi görünse de öncelikle boyanan nesnenin ebatını küçültmeye sonrasında ise boyanan kalemin ebatını küçültmeye dayanan bir basamaklandırma. Eğer çocuğunuz daha farklı özelliklere sahipse (Örneğin çok daha rahat kuruboya tutabiliyor ise pastel boyayı hiç karıştırmadan devam edebilirsiniz. Ya da suluboya ve fırçadan dah çok zevk alan bir çocuğunuz varsa burada çeşitli materyallerin yerine bunu tercih edebilirsiniz.) basamakları değiştirebilirsiniz. Burada benim amacım mantığını vermek.

Bu basamakların her birinin başarıldığını gösteren bir resim sergisi de bu çalışmalardan sonra fena olmaz hani.

Şimdiden herkese iyi çalışmalar. Çok kapsamlı ve karmaşık bir konu olduğundan oldukça özet anlatmaya çalıştım. Soru işaretleri kaldıysa lütfen bana ulaşın ki ben de yazıya ona göre eklemelerde bulunabileyim. Şimdiden katkılarınız için teşekkürler. Şimdiden kolaylıklar. Sevgiler.

Not: Geçtiğimiz haftasonu Konya'da düzenlenen 3. Gelişim Yetersizliği Sempozyumu'na katıldım ve paylaşacak birçok yeni konu öğrendim. On hafta boyunca bu sempozyumdan edindiğim bilgileri sizinle paylaşmayı düşünüyorum.
İkinci not: Instagram adlı sosyal paylaşım sitesinde @nihanatlan adına bir hesap oluşturarak daha kısa kısa bilgiler paylaşmaya karar verdik. Oradan da takip ederek soru ve görüşlerinizi belirtebilirsiniz. Sevgiler.