aileler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aileler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

25 Şubat 2019 Pazartesi

Çocuğumda bir şey var. Ne yapmalıyım?



Merhabalar.

Son iki haftadır dört farklı aile ile temas kuruyorum. Tamamı Ankara dışında ve bu nedenle e-posta ya da telefon ile anlaşabiliyoruz. Bu ailelerin ortak özellikleri; çocuklarında bir "şey" olduğunu düşünmeleri ama bir türlü adını koyamamaları ve gerekli desteği alamamaları. Bana ulaşma sebepleri ise şu: Ne yapmalıyım?

Bu tür sorular soran ailelerin sayısı az değil. Maalesef böyle aileleri istismar eden kişi sayısı da az değil.

Örneğin geçtiğimiz aylarda bir aile, oldukça pozitif duygularla bana geldi ve okula kayıt yapmak istediğini söyledi. Çocuğun raporu yoktu ve benim gözlemlediğim kadarıyla hafif bir otizm vardı. Temel beceriler çalışıldıktan sonra hızlıca mezun olabilir durumdaydı. Raporları olmadığı için öncelikle bir çocuk gelişimi uzmanına yönlendirdim. Sonrasında da "İsterseniz rehberlik seansları yapalım. Her ay değerlendiririm ve size evde çalışmanız gerekenleri söylerim. Raporunuz çıkınca düzenli eğitime başlarız." dedim. Çocuk gelişimciye gitmediler, tamamen gönüllü rehberlik seanslarına gelmedikleri gibi akrabalarının çocuğunun gittiği ancak adını dahi hatırlamadıkları, hizmetlerinden haberlerinin olmadığı bir okula kayıt yaptırdılar. Sorun; bizim okulumuzda olmamaları değil, sorun; bilinçsiz adım atmaları. Ben iyi niyetli bir şekilde "İsterseniz okulunuzdaki hocanızın e-posta adresini verin, değerlendirme raporlarımı yollayayım, vakit kaybetmeyin." dedim ve hiçbir cevap alamadım. Diğer hiçbir kurumu tanımıyorum, kimlerle çalışırlar, nasıl eğitim alılar bilemiyorum ancak bu bilinçsiz kararlar istismara davetiye çıkarır. Bunu biliyorum işte ve çocuğumuz adına çok kaygılanıyorum.

Bu nedenle ne yapılması gerektiği ile ilgili ayrıntılı bir yazı yazmak istedim sizlere. Henüz tanı alma sürecinde ya da risk grubunda olan çocuklar ve ailelerini korumak biz uzmanların görevi. Korunmayan aileler; beş altı yıl sonra bize geldiklerinde, çocuklarımız çok geç kalmış oluyor, maalesef.

Adım adım gidelim.

  • Çocuğumda farklılıklar olduğunu düşünüyorum. Nereye başvurmalıyım?
Bu konuda en çok yakınma cümlesi şu: "Çocuğumda bir sorun var biliyorum ama eşim bana inanmıyor.". Bu nedenle ilk önerim içiniz rahat değilse öncelikle gerekli tetkikleri yaparak çocuğunuzda herhangi bir gelişimsel gecikme ya da problem olup olmadığını bilimsel olarak ortaya koyun. Eşinizin destek olmasa da bunu yapın. Bu konuda destek bulamasınız da bu konuda mutlaka uzmanlara danışın ve bilgiler tatmin edici olana dek devam edin. Ancak çocuğunuzu ruhsal olarak hırpalamadığınızdan emin olun.

İlk başvuracağınız uzman bir çocuk gelişimi uzmanı olmalıdır. Üniversitelerin ya da hastanelerin çocuk gelişimi bölümlerinden randevu alarak gelişimsel tarama, değerlendirme gibi konularda yardım alabilirsiniz. Hatta çoğu şehirde çocuk gelişimciler kendi merkezlerini açmaya başladılar bile. Bu merkezlerden ayrıntılı şekilde değerlendirmeler talep edebilirsiniz. Çocuk gelişimi uzmanı, yaptığı değerlendirmenin sonucunda size gerekli bilgi ve yönlendirmeyi sağlayacaktır.

Buna ek olarak eğer çocuk gelişimi uzmanı, çocuğunuzun bir desteğe ihtiyacı olduğunu söylerse daha önceden yazdığım yazıdaki kriterleri dikkate alarak bir özel eğitim merkezi bulabilir ve destek eğitime ufak ufak başlayabilirsiniz. Unutmayın ki sağlık raporu aldıktan sonra devlet size haftada 2 bireysel ve çocuğunuzun performansına göre 1 grup seansını alma hakkı verecek. Bu seansların ödemesini devlet sizin yerinize yapıyor, yani ücretsiz değil.
Eğer desteğe ihtiyacı yok/gelişimi normal hız ve seyirde derse gerekli bilgileri alarak sürece burada son verebilirsiniz. Tatmin olmazsanız en fazla iki çocuk gelişimi uzmanına daha götürebilirsiniz ancak dört, beş derken bu sizin psikolojik süreçleriniz ile ilgili fikir verir ve sizin bir yardım almanız gerekebilir. Bütün uzmanların herhangi bir sorun olmadığını söylemesi tesadüf olamaz, ne dersiniz? Belki de birkaç seansta çözümleyebileceğiniz küçük bir kaygınız olabilir, dikkatli olmakta fayda var.
  • Değerlendirme sonrası hastaneye yönlendirmeler yapıldı. Şimdi ne olacak?
Çocuk gelişimi uzmanı sizi bir hastanenin herhangi bir bölümüne yönlendirdiğinde süreç başlamış olur. Örneğin çocuk gelişimci, bir psikolog değerlendirmesi talep etmişse psikolog gerekli gördüğünde bütün alanlarda muayene edilmesini isteyebilir. Nöroloji, pediatri, kulak-burun-boğaz gibi alanlardan uzmanların her biri çocuğunuzu ayrı ayrı değerlendirir. Bu değerlendirme sonucunda eğer çocuğunuzun gelişimsel bir gecikmesi ya da anomalisi varsa ortaya çıkar.
Bu süreçte uzmanlara soru sormaktan, çocuğunuzla ilgili ayrıntılı bilgi vermekten çekinmeyin. Bilgisine ve ilgisine güvenmediğiniz doktorlar için farklı doktorlardan randevu alarak bilgilerin doğru olmasını, içinize sinmesini sağlayın. Hiçbir doktorun yanından kafanızda soru işaretleri ile çıkmamak için bol bol bilgi alın ve bilgilenebileceğiniz broşürler vs isteyin. Bu bilgiler ilerleyen dönemde istismar edilmemenizi sağlayacaktır.

Hastanedeki tetkikler sonrasında çocuğunuzun herhangi bir desteğe ihtiyacı olmadığı sonucuna ulaşırsanız ve bu bilgi sizi tatmin ederse süreci sonlandırın.
  • Hastane raporu ne işe yarıyor?

Bu değerlendirme sonrasında Sağlık Kurul Raporu verilirse çocuğunuza bir tanı konulduğunu ve bu rapor ile çeşitli haklarınız olduğunu söyleyebiliriz. (Bu haklarınızla ilgili ayrıca bir yazı yazmakta fayda var.)

Bu raporda yazan yetersizlik türüne göre size sunulacak hizmetler belirleniyor. Sosyal yardım, eğitim yardımı gibi yardımlar söz konusu. Aynı zamanda birçok alanda vergi indirimi, çeşitli hizmetlerden (örneğin otobüse binmek gibi) ücret alınmaması gibi durumlar söz konusu.

  • RAM'da ne olacak?
Bu kurul raporu ile bağlı bulunduğunuz ilçenin Rehberlik ve Araştırma Merkezi'ne yani RAM'ına gidiyorsunuz ve oradan randevu alıyorsunuz. Randevuları www.ramdevu.org adresinden de alabiliyorsunuz.

Burada çocuğunuzun eğitsel değerlendirilmesi alınıyor ve bir yıllık eğitim önerisi sunuluyor. Bu değerlendirme sırasında da bol bol sorularınız varsa sorun, bilgi isteyin. RAM'daki değerlendirmeden soru işaretiniz olmadan çıkmaya çalışın. Çocuğunuzla ilgili ayrıntılı bilgi verin, bütün ayrıntıları sunmaya çabalayın.

Kısa bir not: RAM raporu her sene yenilenir. Yani rapor bitince ileride karşınıza çıkma durumu söz konusu değildir. Bu konuda da atıfta bulunacağım bir yazım tabii ki var. Yaptığım röportajı hatırlarsınız, o röportajdan bilgi alabilirsiniz.
Alacağınız RAM Raporu ile bir Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi'nde devletin sizin için organize ettiği seansları alabiliyorsunuz.
  • Çocuğumun RAM raporunu aldık. Şimdi ne yapmalıyım?
Eğer çocuk gelişimi uzmanı ile görüştükten sonra bir özel eğitim öğretmeni ile sürece başladıysanız o öğretmen ve merkez ile çalışmalarınıza devam edebilirsiniz. Eğer başlamadıysanız bir Özel Eğitim ve Rehabilitasyon Merkezi bulmalısınız. Kurumun niteliklerini, kurumda çalışan uzmanları, kurumun fiziki şartlarını ve çocuklara bakış açısını iyi değerlendirmeni gerekiyor. (Bu merkezin nitelikleri ile ilgili bir yazı yazdım sanıyordum ancak yazmamışım henüz. Bu yazımı da haftaya yayınlamış olurum. Bu kriterlere, önemli noktalara dikkat çekmek önemli.)
  • Özel eğitime başladık. Ne yapmam gerek bilmiyorum.
Öncelikle çıkmış olduğunuz yorucu sürecin etkisini kontrol etmek için kurumunuzdaki psikologdan yardım talep edin.
Buna ek olarak öğretmeniniz ile, çocuğunuzun bireyselleştirilmiş eğitim planını hazırlayın. Bu esnada kurduğunuz iletişimler çok önemli. Bu konuda da şu yazımı okuyabilirsiniz.
Daha sonrasında bu eğitim planını öğretmeniniz desteklerken, her seans sonrasında gerekli bilgileri alıp evinizde çocuğunuzun gelişimini destekleyin.
Süreç boyunca bir özel eğitim öğretmeni, bir psikolog ve bir çocuk gelişimci mutlaka çocuğunuzu takip etmeli. Bu en önemli nokta bence. Ayrıca süreç içerisinde karşılaşma olasılığınız olan uzmanlarla ilgili bilgiyi de şu yazımdan alabilirsiniz.

Umarım yardımcı olabilmişimdir. Soru ve görüşlerinizi bekliyorum. Haftaya görüşmek üzere. Sevgilerimle.

21 Ocak 2019 Pazartesi

Kameralı Görüntüleme Sistemi ve Diğer Unsurlar



Merhabalar. Bu hafta hepimizin hayatının bir köşesinde bulunan özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri ve bu merkezlerin son dönemde yaşadıkları kameralı görüntüleme sistemi sorunları ve avantajları hakkında yazmak istedim. Güncel konular hakkında hep birlikte bir fikir oluşturmalıyız ki özel eğitim daha güzel yerlere gelebilsin.
...
Biliyorsunuz, özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri adı kötüye çıkmış merkezler. Yedi senedir bu merkezlerde çalışan biri olarak ne kadar uğraştıysam temizlemenin çok da mümkün olmadığını görüyorum. Nedeni basit. Eğitimden bihaber insanların sadece ticari kaygılarla atıldıkları ve süreci oldukça yozlaştırdıkları merkezler vardı eskiden. Şimdi var mı bilemem ancak hepimizin kulağına şehir efsaneleri geliyor, biliyorum. Vermediği dersin ücretini devletten alan okullar, ailelere çeşitli hediyeler vererek kayıtlar yapan okullar, sosyal hizmet uzmanlarını derslere alan okullar, ailelere "para" veren okullar, çocuklara şiddet uygulanan okullar, farklı uzmanlık alanlarını farklı şekilde tanıtan okullar... Birçok söylenti var. Ne kadarı, kimin için doğru bilemiyorum. İşte bu sebeplerle özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin namı pek kötü. Düzeltmek ise hepimizin elinde!

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezleri; ülkemizde özel eğitimin lokomotifi görevindeler. Neden mi? Öğrenciye bire bir destek eğitim verilen, RAM'dan öngörülen BEP'inin "doğru düzgün" uygulandığı tek merkezler. Özel gereksinimli bireylerin her türlü ihtiyaçları bu kurumlarda karşılanıyor ve karşılanması öğretiliyor. Ayrıca özel eğitim sürecinin maliyetini bu merkezler devletin sırtından alarak azaltıyor ve ekonomiye büyük bir destek sağlıyor. "Atanamayan öğretmenler" sorunu bu merkezler sayesinde biraz olsun çözülmüş oluyor, soru işaretleri ile dolu olsa da. Ayrıca bu merkezlerde ebeveynlere sağlanan sosyal ve eğitsel haklar ve fırsatlar da oldukça değerli. Bu süreçte böylesi aktif ve büyük rol oynayan merkezlerin namının kötü olması pek acı. Bu merkezlerin asıl varlık sebebini, erdemlerini ve doğrularını hep birlikte anlatmalıyız.

Özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinin namını güzelleştirmek için atılan adımların en büyüğü Milli Eğitim Bakanlığı'ndan geldi. Biz alanda ufak ufak uğraşırken böyle bir adım benim gibi düşünen herkesi mutlu etti.

Son dönemde özellikle devletten yüklü miktarlarda haksız kazanç sağlayan kurumların önüne geçebilmek için kameralı görüntüleme sistemi adı altında bir düzenleme getirildi. Ben bu düzenlemeyi sonuna kadar destekleyen bir öğretmenim. Girdiğim çıktığım ders devletçe takip edilsin, sorun olduğunda benim yerime hesap sorulsun isterim. Ancak burada birçok soru işareti ile karşı karşıyayız.

Birincisi mahremiyet. Benim çalıştığım kurumda sorun olacağını düşünerek ailelerime tek tek sormuştum, ancak bu konuda herhangi bir sorun yaşamamıştım. Sonradan duydum ki, başka okullarda bazı aileler çocuklarının kameralı görüntüleme sistemlerinin önünden geçmesini onaylamamışlar. Bu, kimimize abartılı gelse de mahremiyet açısından saygı duyulması gereken bir düşünce. İşin tuhafı; yetkililer anne ya da babanın kameradan görünmesi değil çocuğun görünmesi şartını arıyorlar. Nasıl çözülecek bu durum bilemiyorum ancak düzenleme getirileceğinden eminim.

Bir diğer sorun ise kamera sistemlerinde oluşan hataların ilkinde para, ikincisinde kurum kapatma cezası olması. Çok gaddarca değil mi? Düşünsenize; bir okula emek verip ayakta tutuyorsunuz ve elinizde olmayan gerekçelerle hatalar oluşuyor ve kurumunuz kapatılıyor. Oradan eğitim alan çocuklar ne olacaklar peki?! Düşünmesi bile beni ürkütüyor. Bununla ilgili düzenleme getirileceğini düşünüyorum.

Öte yandan evde eğitim alan, okula gelemeyen çocuklarımızın durumu var. En, en, en büyük sorun da burada. SMA hastası, makineye bağlı yaşayan ya da evinden ayrılması çeşitli sebeplerle mümkün olmayan çocukların eğitimi bu düzenleme ile rafa kaldırılmış oluyor. Birçok dernek ayaklandı, birçok uzman görüşlerini sundu ancak bu konuda herhangi bir düzenleme yapılmadı. Örneğin benim birkaç öğrencim geçirdikleri rahatsızlıklar sebebiyle hastanede yattılar ve gelemediler. Bu geçici bir durumken bile aileler raporlarının iptal olması tehdidine karşın çocuklarını okula getirdi. Peki ya hiçbir zaman gelemiyor olanlar?
Eski çalıştığım bir kurumda, yakındaki lojmana gidip çocuklarımıza eğitim veriyorduk. Çok da verimli bir süreç oluyordu. Şimdi o çocuklar kamerada görünmedikleri için eğitim alamıyorlar. Ne olacağını çok merak ediyorum. Kaygıyla haberleri, gelişmeleri takip ediyorum. Bu konuda en acilinden düzenleme yapılması gerektiği görüşündeyim.

Geçtiğimiz gün kurum sahiplerinin olduğu bir toplantıya katıldım. Derse, telafiye, telafinin telafisine gelmeyen aileler olduğunu duydum ve şükrettim. Bizim okulumuz küçük bir okul olduğundan her aileyi her uzman tanır ve ona göre programını şekillendirebiliriz ancak daha büyük kurumlarda bu pek mümkün değil. Bu nedenle okulun programına ailelerin daha sert şekilde uymaları gerekebiliyor. Uyulmaması durumunda kurumlar büyük zararlara uğruyor. Normalde randevu sistemi ile çalışılan yerlerde randevuya gelinmese dahi o seansın ücretinin 1/3'i alınır, rehabilitasyon merkezlerinde o seansta öğretmen bomboş beklese dahi hiçbir ücret alınmıyor. Burada aile ile kurum karşı karşıya gelmiş oluyor. Hatta şu an benim öngöremediğimden daha fazla sorun yaşanıyor bile olabilir.

Öte yandan artık derse gelmeyen çocukların üzerinden fatura kesmeler, ücret almalar kalmadı. (Yani en azından öyle umuyorum.) Misler gibi, tertemiz bir sistem oldu. Bu, bence harika bir şey. Sistemin problemleri olduğu gibi; asıl hedefi olan usulsüzlüklere de engel olma durumu başarılı oldu diyebiliriz, ne dersiniz?!

Bir de açık konuşmak gerekirse, okulun girişine koyulan kamera dersin yapılıp yapılmadığını nasıl kanıtlasın? Değil mi? Gerçek erdem ve ahlak sahibi insan o kameraya ihtiyaç duymadan aldığı ücretin hakkını verir zaten. Ben bu görüşten yanayım.

Değerli uzmanlar, anneler ve babalar; sizler bu süreci nasıl yaşıyorsunuz? Sizin başınıza neler geliyor? Yorum bölümüne yazarsanız çok sevinirim.

Umarım olumlu hedeflerle atılan bu adımlar yerli yerine oturur ve herkesi memnun eden bir sisteme evrilir. Böylece çocuklarımız daha kaliteli ve daha sağlıklı bir eğitim alabilirler özel eğitim ve rehabilitasyon merkezlerinden. Umarım.

Haftaya görüşmek üzere, sevgilerimle.

5 Kasım 2018 Pazartesi

Ailelerin Korkuları ve Çözüm Önerileri

Hemdem Özel Eğitim'in Ergoterapi Salonu'ndan Bir Kare.
Merhabalar. Birkaç haftadır üzerinde okumalar yaptığım ve sık gelen soruların başında gelen bir konuya açıklık getirmek için derlemelerde bulunduğum bir yazı ile buradayım bu hafta: Özellikle otizmli çocuklarda söz konusu olan korkmama, kendini korumama gibi durumlar ve bu durumlarda ailelerin yapması gerekenler.
Otizm özelinde konuşmak yerine bütün özel gereksinim alanlarını ele almayı tercih ediyorum ancak sıklıkla otizm kelimesini kullanacak olabilirim, soruları soran ailelerimizin yoğunluğu otizmden yana. Bu durum böyle olsa da yazdıklarımı her özel gereksinim için de kabul edebilirsiniz.
...
Bu soruları soran ailelere ilk sorduğum soru "Çocuğunuz tanı aldıktan sonra otizm ile ilgili bir rehberlik aldınız mı?", ikinci soru "Çocuğunuz tanı aldıktan sonra otizm hakkında kitap okudunuz mu?" oluyor. Henüz tanı alan bireylerin aileleri iyi bir rehberlik sürecinden geçerlerse, ilerleyen dönemde yaşama ihtimalleri olan durumları uzmanlar yardımıyla erkenden yordayabilir ve önleyebilir. Bu bilgi bu nedenle benim için önemli. Maalesef ülkemizde henüz tanı alan çocukların aileleri için bir çalışma yok. Halbuki çocuklarımız tanı aldıklarında birçok psikolojik süreçten geçen ailelerin desteğe ve rehberliğe çok fazla ihtiyaçları var. Ailelere bu konuda biz uzmanlar rehberlik etmeli ve destek almalarını sağlamalıyız.

Bu sorulara aldığım cevabın ardından koyuluyorum yola. Otizm hakkında bilgisi olmayan aileler de, diğer aileler gibi çocuklarını yakından tanıyorlar. Bu tanıma; özel gereksinimli olma durumunu çok ön plana alan ya da fazla yadsıyan şeklinde olabiliyor. Burada ailelerimize özellikle bir önerim var: Her davranışın sebebi çocuğunuzun özel gereksinimi olmayabilir. Bazı davranışları çocuğunuzun karakteristik özelliği ya da o an olan duruma psikolojik bir tepkisi olabilir. Bunun ayrımını iyi yapmanız gerekmektedir. (Örneğin gürültülü bir ortamdan hoşlanmayan görme engelli bir çocuğunuz olabilir, bu görme engelinden kaynaklanmak zorunda değildir.)

Otizmi bilen, bu konu hakkında kitaplar okuyan bir aile otizmin duyusal sınırlılıklara yol açan bir farklılık olduğunu zaten bilir ve bana "Çocuğum yüksekten atlıyor, hiç korkmuyor. Neden?" diye sormaz. İşte bu tam olarak otizm ile ilgili bir durumdur (ya da özel gereksinim alanı neyse ona özgüdür). Bir tehlikeyi sezme, tehlikeden kaçınma, kendini koruma gibi beceriler çeşitli üst biliş ve duyusal beceriler gerektirmektedir. Hadi bu becerileri bir listeleyelim:
  1. En başa, olmazsa olmazımız zihin kuramını ekleyelim;
  2. Beden farkındalığı,
  3. Duyusal modülasyon, yani bütün duyuları dengeli bir şekilde kullanma;
  4. Kavram bilgisi,
  5. Alıcı dil becerileri,
  6. Biraz da ifade edici dil becerilerini eklediğimizde liste tamam.
Peki bu becerileri aileler evde nasıl çalışacaklar?
  • Öncelikle çocuklarının ayrıntılı bir değerlendirme almalarını sağlayacaklar. (Örneğin Anadolu Üniversitesi'ndeki değerli hocalarımız tarafından geliştirilen IVO-ODS kapsamlı ve bilimsel bir değerlendirme sunuyor, haftaya bu seti sizlere anlatmayı planlıyorum.)
  • Bu değerlendirme sonrası doğru uzmandan, doğru eğitimler ve terapiler alacaklar. Zihin kuramı için alan mezunu bir özel eğitim öğretmeni, duyusal modülasyon için kendi alanından mezun bir ergoterapist, psikolojik destek için özel gereksinimli çocuklarla çalışmaya gönüllü psikolog, dil ve konuşma becerileri için özel gereksinimli olup olmadığına göre çocuk seçmeyen bir terapist... Doğru uzman her şeydir!
  • Daha sonra bu uzmanların ev için verdikleri ödevlerini harfiyen evlerinde uygulayacaklar. Ödevlerin önemsiz gelmesi, sizin için kolay olması önemli değil.Uzmanınız bu ödevi uygun gördüyse uygulamanız gerekmekte.
  • Daha sonra süreç boyunca uzmanların değerlendirmelerine göre süreçte karar veren ve sürecin koordineli gitmesini sağlayan merci aile olmalı. İşte bu kadar kolay.

Hadi bir vaka örneği sunalım:
Çocuğumuzun adı Sekiz olsun. Sekiz 4 yaşında, otizm tanılı, 2 yıldır eğitim alan bir çocuğumuz olsun. Sekiz, sıcak nesnelerin tehlikeli olup olmadığına aldırmadan onlara dokunmakta ve elinin yandığını hissetmemekte olsun.
Burada aile ne yapmalı? Önce bir doktor muayenesi ile çocuklarının ellerindeki nöronların çalışıp çalışmadığından emin olmalı. Nöronlarla, sinir sistemi ile ilgili bir durum olmadığı ortaya konunca mutlaka bir ergoterapistten değerlendirme talep etmeleri lazım. Ergoterapistin vereceği cevap çocuklarının duyusal moderasyonunun olmadığı ve duyusal bütünleme uygulanması gerektiği olacaktır. Sekiz'in özel eğitim öğretmeni kavram öğretimi yaparken; ergoterapisti duyusal bütünleme yapar, psikoloğu beden kavramını çalışır, çocuk gelişimcisi ise onun gelişimini takip eder. Disiplinler arası bir süreçle Sekiz, ilerleyen dönemde sıcak nesnelerin sıcak olduğunu algılamayı ve kendini korumayı, sıcak-soğuk kavramlarını öğrenir ve ailenin problemi ortadan kalkmış olur.

Umarım sizler için fikir veren ve yardımcı olan bir yazı olmuştur. Buradan birçok soruyu topluca cevaplayabilmek harika.
Haftaya görüşmek üzere.

Kaynaklarım:
SİDAR, E. A., & ÖZTOP, D. B. (2017). Duyu Bütünleme Terapisi. Turkiye Klinikleri Journal of Child Psychiatry-Special Topics3(2), 153-162.
Mukaddes, N. M., Çocuk, İ., & Psikiyatrisi, E. (2014). Otizm spektrum bozuklukları. İstanbul. Nobel Tıp Kitabevleri.
Kashefimehr, B. (2014). Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocuklarda Moho Modeline Göre Duyu Algı Bütünleme Tedavisinin İncelenmesi.
Bilgiç, A. (2009). Otistik spektrum bozukluklarinda tamamlayici ve alternatif tedavi uygulamalari/Complementary and alternative medicine in autistic spectrum disorders. Anadolu Psikiyatri Dergisi10, S22.
AKDEM, F., & AKEL, B. S. (2014). Otizmli Bireylerin Bakım Verenlerinin Yaşam Kalitesi ve Zaman Yönetimini Etkileyen Faktörlerin İncelenmesi. Ergoterapi ve Rehabilitasyon Dergisi2(3), 121-129.

8 Mayıs 2017 Pazartesi

OSB Olan Çocukların Ailelerinin Aile İşlevlerinin Bozulma Nedenleri ve Alınabilecek Önlemler



Merhabalar. Gelişim Yetersizliği Sempozyumu süresince edindiğim bilgileri paylaşmaya devam ediyorum. Bu haftaki kaynak seminerim Yardımcı Doçent Doktor Avşar Ardıç’ın sunduğu “Otizm Spektrum Bozukluğu Olan Çocukların Ailelerinin Aile İşlevlerinin Bozulma Nedenleri ve Alınabilecek Önlemler” konulu seminer.

Benim ikinci alanım psikolojik danışmanlık ve rehberlik olduğundan, geçtiğimiz dönemlerde ilgimi çeken bir konu olan aile danışmanlığı ile ilgili bir seminer programına katılarak aile danışmanı olmuştum. Avşar Hoca'nın sunduğu seminer, birçok açıdan bana, özel eğitimi ve aile danışmanlığını nasıl harmanlarım sorusunun cevabını verdi.

Özel eğitim ailelerin desteği olmadan bir hiçtir. Bu iddialı bir cümle gibi dursa da alanda senelerce çalışmış ve benimle hemfikir olmayan bir öğretmen arkadaşım yoktur. Bu blogu kurma sebebim bile bu cümle. Okulda ne kadar mükemmel dersler yaparsanız yapın; eğer aile sizi anlamıyor, yaptıklarınızı anlamlı bulmuyor ve evde de uygulamak için heveslenmiyorsa bütün emekleriniz boşa gidiyor demektir. Bu nedenle ailenin, sizin yaptığınız çalışmaları anlaması ve gerekli görmesi gerekmektedir. Bunun da yolu aile eğitiminden geçmekte. Aile işlevlerini ne kadar iyi yerine getiriyorsa eğitime de katkısı o kadar iyi olacaktır.

Ailenin dört temel işlevi vardır: Duygusal alışveriş, eğitim, üreme ve ekonomi. Görüldüğü gibi aile, ailede bulunan her bir bireye duygusal olarak bir temas, eğitim, çoğalma imkanı ve ekonomik rahatlık sunmak durumundadır. Eğitimin ailede başladığı prensibi bu işlevlere dayanmakta.

Aileler, yetersizliğe sahip çocukları olduğunda etraflarında daha önce böyle bir model görmediklerinden oldukça zorlanıyorlar. Süreç boyunca birçok farklı ve yanlış uygulama ile karşılaşan ailelerin hem özel eğitime hem de yetersizliğe karşı olumsuz tutumları oluşuyor. Bu tip ailelerle çalışmak oldukça zor, bu tip bir ailede bulunmak daha da zor olmalı diye düşünüyorum. İsterseniz yetersizliğe sahip bir çocuk dünyaya geldiğinde ailede neler oluyor bunlara bakalım:
  • Yetersizliğe sahip bireyin eğitim ve tedavi masrafları bazen ailenin kaldıramayacağı bir seviyeye ulaşabiliyor. Kendine, eşine, hobilerine vakit ayıramayan aile fertleri daha çok içe kanık ve kendi kişiliğini yetersizliği olan birey üzerinden tanımlar hale geliyor. İşte burada yapılması gereken şu:
    • Aile fertlerinin ulaşabilecekleri sosyal imkanlara ulaşmalarını sağlamak ve her birinin ayrı ayrı bir birey olduklarını, kimsenin kimseye bağımlı olmadığı algısını vermek gerekiyor. Hepsi bu. Böylelikle daha sağlıklı bir bakış açısı ve daha sağlıklı bir aile oluşturulmuş oluyor.
  • Aileler olumsuz gibi görünen bu haberi (Yani yetersizliğe sahip bir çocukları olduğu haberini.) aldıktan sonra farklı tepki gösteriyorlar. Bu tepkilerden biri de pazarlık yapmak. Şok aşamasını atlatıp pazarlık aşamasına gelen çoğu aile burada kalıyor. Burada yetersizliği kabul söz konusu değil. “On saat eğitim verirsem evde ödev yapmaya gerek kalmaz. Oh tamam! / Yarım saat fazla derse girsin ben de o arada şurada el işimi yapayım. ” gibi fikirler dönebiliyor düşüncelerinde. Bunlar yargılanabilecek, yadırganabilecek düşünceler değil. Çünkü yaşanan travma ile bireyler bu şekilde mücadele ediyor.
    • Burada yapılması gereken nedir? Aileyi bilgilendirmek! Tek yapılması gereken bu. Özel gereksinimi olan çocuğun gereksinimi hakkında bilgi vermek, ilerleyen dönemde neler olabileceği ile ilgili billgi vermek, haklarını öğretmek. Bunlar pazarlık aşamasından kabul aşamasına geçmelerini sağlacaktır.
  • Seneler geçiyor, yetersizliği olan birey büyüyor ve aile alınan yanlış ve yetersiz eğitimlerle durumu kanıksıyor ve daha iyi bir durumda olabilecekken daha olumsuz bir duruma boyun eğiyor. Bu da ülkemizde çok sık karşılaştığımız bir durum. Halbuki daha süreç başlamadan gerekli bilgiyi alsa aileler, eğitim alacağı kurumu servis durumuna, aileye verilen hediyelere ya da okul müdürünün ne kadar iyi arkadaşı olduğuna göre değil de sadece ve sadece verilen eğitime ve sunulan imkanlara göre seçse ne kadar güzel olurdu, değil mi? İşte bu süreçteki aileler en dirençli olan aileler. Yeni bilgiye, fikre kapalı ve durumu benimsemiş aileler maalesef çocuklarına en büyük zararı veren aileler.
    • Peki bu durumda bir öğretmen ne yapabilir? Aileyi her fırsatta bilgilendirmek, yeniliklerden haberdar etmek ve yeniden umut etmesini sağlamak.

Avşar Hoca ailelerin daha sağlıklı olması ve dolayısıyla eğitime daha olumlu katkılar sağlamaları için ise şunları önerdi:
  • Bol bol, sürecin en başından aile eğitimleri verilmeli. Bilgileri kaliteli olan bir aileyi kimse kandıramaz.
  • Özel eğitim konusunda uzman olan insanlar bu sorumlulukla yetiştirilmeli. Eğitim programları buna izin vermiyorsa uzman adayları kendilerini bunun sorumluluğu ile yetiştirmeliler.
  • Ailelerin sivil toplum kuruluşlarına katılmaları desteklenmeli. Kendileri ile aynı süreci yaşayan ailelerle duygusal ve bilgi alışverişinde bulunmak bütün ailelere iyi gelmektedir, süreci daha olumlu algılamalarını sağlamaktadır.
  • Temelde her bireyi dirençli ve olumsuz durumlara karşı esnek yetiştirmek hem bireylerin hem de toplumun özel gereksinimli bireylere bakış açısını olumlu yönde değiştirecektir. Burada her bireye görev düşmektedir. Güçlü birey güçlü toplum!
  • Aileler, uzmanlardan gereken yardımı almalı ve uzmanlar bu yardım konusunda bonkör olmalılar.


Umarım sizler için anlamlı ve kullanışlı bir yazı olmuştur. Soru, öneri ve görüşlerinizi her zaman bekliyorum. Şimdiden kolaylıklar. Sevgiler.